Cinsiyetler arası eşitsizliği ve ezme/ezilme ilişkisini tahlil ederken, Marx’ın tarihsel maddeci yöntemini kullandığı için maddeci feminizm adını alan bu kuram, Fransız maddeci feminizmi adıyla da anılır. 1970’lerde Fransa’da Kadın Kurtuluş Hareketi’ni örgütleyen, daha sonraları Nouvelles Questions Féministes dergisi etrafında toplanan maddeci feministler içerisinde, Christine Delphy, Collete Guillaumin, Monique Wittig, Nicole-Claude Mathieu ve Paola Tabet yer alır. Kuram diğer ülkelere de uzanarak Stevi Jackson, Diane Leonard, Lisa Adkins, Danielle Juteau-Lee, Lisa Disch, Sylvia Walby ve Anna Jónasdóttir üzerinde de etkili olmuştur.

Fransız maddeci feminizminin, feminist teori ve politikaya başlıca üç önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, maddeci feministler cinsiyet temelindeki eşitsizliği ve baskıyı açıklamak için – aynen Marx’ın sınıf analizinde olduğu gibi – emek sömürüsünden hareket eder. Guilllaumin’e göre (1995), baskın cinsiyet olan erkekler, kadınların ev-içi emeğini, bedenini, zamanını ve cinselliğini sömürür. Partiyarkal sömürünün araçları ise (i) kadınlara erkeklerden bağımsız bir hayat kurmalarına izin vermeyen cinsiyetçi emek piyasası, (ii) fiziksel şiddet, (iii) kadınların cinselliğine yönelik kısıtlamalar ve (iv) cinsiyetçi yasalardır. Delphy, ev-içi üretim tarzı kavramını geliştirerek, erkeklerin kadınların ev-içi emeğini sömürdüğünü, bu sömürünün gerçekleşmesinde evlilik sözleşmesinin bir önkoşul olduğunu anlatır. Ev-içi üretim tarzı içerisinde kadınların konumunu ezilen ve sömürülen bir sınıf olarak tanımlayan Delphy’ye göre, patriyarkal aşk ve sevgi, emek sömürüsünü hem saklar hem de el konulan emeğin çeşitlenmesine neden olur. Dolayısıyla, cinsiyete dayalı baskı ve eşitsizliğin nedeni ideoloji, kültür ya da din değil, günümüzün sanayi toplumlarına özgü olan, altyapısını ev-içi üretim tarzının oluşturduğu patriyarkal sistemdir (Delphy, 2016). Böylelikle maddeci feministler kapitalist sistem ile eşdeğer önemde olan patriyarkal sistemin kendine has özelliklerini kavramsallaştırarak ikili sistem teorilerini zenginleştirir.

Toplumsal cinsiyet ile biyolojik cinsiyet arasındaki ilişkiye olan yaklaşımları, maddeci feministlerin ikinci önemli katkısı olarak görülebilir. Maddeci feministler, Judith Butler başta olmak üzere post-yapısalcı düşünürlerden çok daha önce toplumsal cinsiyetin, biyolojik cinsiyeti öncelediğini yazmıştır (Disch, 2015; Delphy, 1993; Wittig, 1992). Maddeci feministlere göre doğa tek başına hiçbir anlam taşımaz. Doğadan anlam çıkartan toplumsal ilişkilerdir. Patriyarkal güç eşitsizliğini ve emek sömürüsünü doğallaştırmak (ve normalleştirmek) için kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğin kökenlerini doğada bulmak gerekir. Ezen ile ezilen arasındaki hiyerarşi ve emeğe dayalı sınıfsal konumlanma, toplumsal cinsiyeti yaratır. Toplumsal cinsiyet gözlükleriyle doğaya bakan insanlar, belli başlı fiziksel özelliklere patriyarkal anlamlar katarak biyolojik cinsiyet kategorilerini yaratır. Bu nedenle Wittig (1992), toplumsal ilişkilerin yarattığı erkek ile kadın dışında, doğada erkek de kadın da yoktur der. Buradan yola çıkarak maddeci feministler, biyolojik cinsiyetin varlığını reddeder ve patriyarkanın olmadığı bir dünyada, doğadaki bedenlere bakıp onlara cinsiyet atfetmenin mümkün olmayacağını söyler. Delphy, ezen sınıfların yarattığı eşitsizlikleri normalleştirmek için her daim doğaya ya da doğaüstüne başvurduğunu, böylelikle doğada olmayan anlamları toplumsal ilişkiler dolayımı ile yarattığını anlatır. Guillaumin bu durumu ırkçılık üzerinden verdiği bir örnekle ele alır: Irkçılığın icat edilmediği dönemde, Marco Polo seyahatlerini anlattığı notlarında asla farklı bir ırktan bahsetmez. İnsanların farklı giyimlerinden, yemeklerinden, müziklerinden bahseder. Özetle, ırkların da cinsiyetlerin de doğaya dayanarak yaratılması özünde eşitsizliği ve sömürüyü meşrulaştırmak içindir.

Fransız maddeci feminizminin bir diğer katkısının devrimciliği olduğunu düşünüyorum. Maddeci feministler patriyarkal güç ilişkilerini, emek sömürüsünü ve kadın ile erkeği toptan ortadan kaldıracak olan feminist devrim anlayışını benimser. Her fırsatta teorinin bir mücadele ekseninde geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan bu feministler için, kuramın ve kuramcının rolü nettir: Kuram üzerine çalışabilecek kadar şanslı ve ayrıcalıklı olan feministlerin görevi, geldikleri sınıfı unutmadan kadın kurtuluş hareketine hizmet etmektir.

Maddeci feminizme yönelik eleştiriler post-yapısalcı düşünce akımından olduğu kadar yapısalcılık içerisinden de gelmiştir. Barrett, Delphy’yi ekonomik indirgemeci olmakla eleştirir. Kültürel değerler ve anlam dünyalarının cinsiyete dayalı farklılıkları anlamak için önemli olduğunu, “altyapı üst yapıyı belirler” türünden bir indirgemecilikle anlaşılamayacağını iddia eder. Buna ilaveten, kadınlar arasındaki sınıf, ırk, etnik köken, yaş, beden ve coğrafi konum gibi farklılıklara dikkat çeken post-yapısalcı feministler, patriyarkanın tüm kadınları etkileyen sistematik özellikleri olduğunu reddeder. Yapısalcı düşünsel akım içinden gelen eleştirilerin başını farklı bir maddeci feminizm anlayışını benimseyen Marksist/ Sosyalist feministler çeker. Yer yer post-yapısalcı feministlerin patriyarkayı ideoloji ile kısıtlayan anlayışı ile örtüşen bu yaklaşım, patriyarkal emek sömürüsü kavramını reddederek, kadınların emeğini yeniden üretim dolayımı ile kapitalist sınıfların sömürdüğünü anlatır. Yine, yapısalcı düşüncenin içinden gelen Walby, patriyarkal sistemin tek bir zeminde yükselmediğini, emek piyasası, devlet, cinsellik ve kültürel kurumlar gibi birden fazla zemindeki cinsiyetçiliğin ev-içi üretim tarzı ile eşdeğer önemde olduğunu vurgular.

Yukarıda saydığımız eleştiriler ışığında Delphy, ev-içi üretim tarzı ile patriyarkal sistem arasındaki ilişkiyi yeniden ele alarak tahlilinin ekonomik indirgemeci olmadığını anlatır (Delphy & Leonard 1992). Patriyarkanın tek bir zemini olmadığı yönündeki eleştiriyi de dikkate alarak, kadınların ezilmişliğinin birden fazla kökeni olduğunu, maddeci feminizmin tek bir köken bulmayı amaçlamadığını belirtir (Delphy, 2019). Kanımca, maddeci feminizme yönelik eleştirilerin önemli bir kısmı özünde Althusser’in Marksizm anlayışına yöneliktir. Döneminde yaygın kabul gören bu anlayışı kullandığı için Delphy ve diğerlerini eleştirmenin doğru olmadığı kanısındayım. Yine, patriyarkal sistemin temelinden emek sömürüsünü çıkartarak birden fazla zemin tanımlama anlayışının, Walby’yi nedensellik ilişkisini hepten ortadan kaldıran bir kurama ittiğini düşünüyorum. Feminist mücadele için maddeci feminizmi, Althusser’in altyapı mistifikasyonuna dayalı anlayışından öteye taşımanın önemli olduğu kanısındayım (Kocabıçak, 2021).

Türkiye’de maddeci feminizm, özellikle kadın emeği konusunda yapılan çalışmalar ve yürütülen kampanyalarda oldukça etkilidir. 1980’lerden itibaren yükselen ikinci dalga feminizmin maddeci feminizm ile diyaloğunu, radikal ve sosyalist feministlerin çıkarttığı, Feminist, Kaktüs, Pazartesi ve Feminist Politika gibi dergilerde yer alan tartışmalar yansıtır. Bu tartışmaların odağında, örneğin, kadınların bir sınıf olup olmadığı ve kadının ev-içi emeği üzerindeki erkek kontrolünü tarif etmek için “sömürü” ya da “el koyma” kavramlarından hangisinin kullanılması gerektiği gibi konular yer alır. Bana göre, bu tartışmalar Türkiye’de sosyalist feminizmi özgün bir çerçeveye taşımıştır. İngilizce konuşulan ülkelerdeki sosyalist feminizmlerden farklı olarak, kapitalizmin tek başına toplumsal dönüşümü belirlediği tezine karşı çıkan sosyalist feministler, erkeklerin kadınların ezilmişliğinden sağladığı maddi faydanın altını çizer (Acar-Savran, 2018, 2019; Yaman, 2020). Kadının ücretsiz ev-içi emeğini, salt kapitalizm ile kurduğu ilişki bağlamında değil, kendine özgü nitelikleri olan kapitalizm dışı bir üretim/yeniden üretim ilişkisi olarak gören Türkiye’deki sosyalist feminizmin, maddeci feminizm ile etkileşimine verilecek en iyi örnek Erkeklerden Alacaklıyız kampanyası olabilir. Yine, Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG) platformunun yaptığı araştırmalarda ve yürüttüğü kampanyalarda maddeci feminizmin etkisini görmek mümkün.

Feminizmin Türkiye’deki güzergahına olan etkisi göz ardı edilemeyecek kadar önemli olduğu halde – şimdiye dek feministlerin kendi imkanları ile yayınladıkları birkaç kaynak dışında – maddeci feminizm üzerine Türkçe kaynak bulmak mümkün değil. Bu tezat, ister post-yapısalcı isterse Marksist olsun bilgi üretiminin odağında yer alan çevrelerin feminizmi kuşatma ve yeniden eğitme arzusunu yansıtırken, bağımsız feminist yayıncılığın önemine de işaret ediyor.

 

Kaynakça

Acar-Savran, G. (2018). Feminizm Yazıları: Kuramdan Politikaya. Ankara: Dipnot.

Acar-Savran, G. (2019). %99 için Feminizm Manifestosu üzerine. Çatlak Zemin.  https://www.catlakzemin.com/%99-icin-feminizm-manifestosu-uzerine/

Delphy, C. (1999). Baş Düşman: Patriyarkanın Ekonomi Politiği (H. Öz ve L. A. Tunçman, Çev. ). İstanbul: Saf Yayıncılık.

Delphy, C. (1993). Rethinking sex and gender. Women’s Studies International Forum, 16 (1),1-9.

Delphy, C. (2016). Close to home: a materialist analysis of women’s oppression. London: Verso.

Hylton, A. & Delphy, C. (2019, 5 Nisan). A Conversation with French Feminist Writer Christine Delphy. Los Angeles Review of Books.

Delphy, C. & Leonard D. (1992). Familiar exploitation: a new analysis of marriage in contemporary Western societies. Cambridge, Massachusetts: Polity.

Disch, L. (2015). Christine Delphy’s constructivist materialism: An overlooked ‘French feminism’. South Atlantic Quarterly, 114 (4), 827-849.

Guillaumin, C. (1995). Racism, Sexism, Power and Ideology. London, NY: Routledge.

Kocabıçak, E. (2021). The Political Economy of Patriarchy in the Global South, Routledge Series of Gender and Economy. London, NY: Routledge (yayına hazırlanıyor).

Wittig, M. (1992). The Straight Mind and Other Essays. NY, London: Harvester.

Yaman, M. (2020). Toplumsal yeniden üretim, birleşik bir “feminist” teori? Praksis, 53, 9-38.