Melek Zorlu

Cinsel yönelim “belirli bir cinsiyetteki bireye karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekim”dir.[1] Bu tanımdaki “belirli bir cinsiyet” ifadesi cinsel yönelimimizin hangi cinsel kimliğe ya da cinsiyet kimliğine sahip olduğumuzdan bağımsız olduğuna dair bir vurgudur. Başka bir ifadeyle, biyolojik cinsiyetimiz ve toplumun bize atadığı veya kendimizi tanımladığımız cinsiyet kimliğimizden bağımsız olarak cinsel yönelimimiz duygusal, romantik ve cinsel çekimin kime yönelik olduğuyla ilgilidir

Aynı cins ve cinsiyetteki insanlar arasındaki duygusal, romantik ve cinsel çekimi ifade eden homoseksüellik ya da eşcinsellik; karşı cinse ilgi duymayı tarif eden heteroseksüellik ve hem kadınlara hem de erkeklere yönelik romantik ve cinsel çekimi ifade etmek için kullanılan biseksüellik cinsel yönelim biçimlerinden bazılarıdır. Günümüzde cinsel yönelim homoseksüellik, heteroseksüellik ve biseksüellik tanımlarını aşan bir çerçevede ele alınmaktadır. Aseksüellik, trans-yönelimli olmak, panseksüellik, poliseksüellik, interseksüellik gibi yönelimlerin varlığının kabulü ile cinsel yönelim, günümüzde artık hem bu tanımlamaların hepsini içeren hem de açık uçluluğu barındırabilen queer kavramı ile ilişkili olarak anlaşılmaktadır[2].

Cinsiyet kimliği ile cinsel yönelim yakından ilişkilidir. Örneğin kadın ve erkek cinsiyetleri dışındaki cinsiyet kimliklerinin varlığını kabul etmemek ile cinsel yönelimin yalnızca karşı cinse yönelik olabileceği görüşü birbirini tamamlar. Tarihsel süreçte farklı coğrafyalarda başka pratiklere rastlamak mümkün olsa da, özellikle modernite ile birlikte kadın ile erkek dışında bir cinsiyetin varlığı kabul görmemekte, yasaklanmakta ve hatta cezalandırılmaktadır. Erkekliğin egemen olarak kodlandığı cinsiyet kimliği ile ilgili bu pratiğe, cinsel yönelimin kısıtlanması eşlik etmiş; bu iki cinsin yalnızca karşı cinse duygusal, romantik ya da cinsel çekim duyması yani heteroseksüellik “doğal” ya da “normal” olarak kabul görmüştür. Heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimler dinlerin, devletlerin ve modern tıp biliminin hedefinde olmuş; “günah”, “suç” ya da “hastalık” olarak görülmüştür. Bu “düşmanlaştırma” pratiğini Michael Foucault’nun nüfusun ekonomik bir kaynak olarak görüldüğü, insan bedeninin de siyasete dahil edildiği iktidar biçimini anlatmak için kullandığı biyopolitika kavramı aracılığıyla düşünebiliriz (Foucault, 2007: 103-105). Heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimlerin sapkın olarak nitelenerek bastırılması ve cezalandırılması, beden politikaları ile nüfusun disipline edilmesinin bir diğer yoludur. Bu düşmanlaştırma, bastırma ve cezalandırma pratikleri heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimlerin “doğal” olmadığı söylemiyle desteklenir. Cinsel yönelim kavramındaki “yönelim” nitelemesi bu söyleme karşı bir vurgudur ve “tercih değil yönelim” sloganında ifadesini bulur. Cinsel tercih terimi arka planda heteroseksüelliğin doğuştan geldiğini, normal ya da doğal olduğunu, öteki cinsel yönelimlerin ise bir tercih olduğunu yani başka bir tercihle değiştirilebileceğini ima eder. Cinsel tercih kavramına yönelik eleştiri, kavram heteroseksüelliğin doğallığı imasını barındırmayan bir içerikle kullanılıyor olsa bile, her türlü duygusal, romantik ve cinsel çekimin de tıpkı heteroseksüellik gibi iradi bir tercihten ziyade “doğal” ya da “öyle olduğu için öyle olan” bir durum olarak kavranması gerektiğini vurgular. Bu anlamda cinsel yönelim ne biyolojik cinsiyet ne de toplumsal cinsiyet ile bir belirle(n)me ilişkisi içerisindedir. Başka bir ifadeyle cinsel yönelim  “doğuştan mı gelir yoksa deneyimle mi edinilir” gibi soruların net yanıtlarının olmasına gerek yoktur. Örneğin bazı kişiler doğdukları andan itibaren belirli bir cinsel yönelimde olduklarını ifade ederken, bazı kişiler bunu daha sonradan keşfettikleri bir durum olarak tarif edebilirler ya da farklı zamanlarda çeşitli cinsel yönelimlere sahip olduklarını ifade edebilirler.

Cinsel yönelimler insanlık tarihi kadar eski olsa da, halen heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimler dünyanın çeşitli coğrafyalarında günah, suç ya da hastalık olarak görülmeye devam etmektedir. Tüm cinsel yönelimlerin “doğal” ya da “normal” olduğuna dair toplumun bakış açısında bir değişimin ortaya çıkabilmesi için, görünür olmak, ayrımcılığa son verilmesi, yasalar karşısında eşitlik gibi temel taleplerle verilen mücadele özelikle 1970’li yıllardan beri ivme kazanmıştır. 1968’in özgürleştirici ortamının da etkisiyle ilki 1970’te New York, Los Angeles ve San Francisco’da düzenlenen onur yürüyüşü, şu an dünyanın büyük kentlerinde coşkuyla kutlanmaktadır. 1990’lı yılların ortalarından itibaren de, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da eşcinsellerin evlilik ve evlat edinme haklarında kazanımlar söz konusu olmuştur; dolayısıyla yeni bir güçlenme dalgasından söz edilebilir.

Türkiye’de 1980’lerin ikinci yarısından itibaren eşcinseller kamusal alanda sorunlarını dile getirmeye başlamışlardır. 1990’lı yılların ortalarında ise cinsel yönelimlere karşı ayrımcılıklarla mücadele eden Lambdaistanbul ve Kaos-Gl kuruldu. Türkiye’de ilk Onur Yürüyüşü 1993’te düzenlenmeye çalışılsa da valilik yasaklamaları ve polis baskınları nedeniyle yapılamamıştır. Kamusal görünürlük için çok önemli olan ilk resmi Onur Yürüyüşü 2003 yılında İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde yalnızca otuz kişinin katılımıyla yapılmıştır, 2013’te ise Gezi protestolarının da etkisiyle katılım yüzbinlere ulaşmıştır. Son yıllarda tıpkı 8 Mart eylemleri gibi Onur Yürüyüşü de yasaklanmaktadır.

Yasal alanda eşcinsel haklarının tanınması 1990’larda Avrupa Birliği’ne uyum süreciyle gündeme gelmiştir. Bugün eşcinsel ilişkiler yasak olmasa da Medeni Kanun’da cinsel yönelim ya da cinsiyet yönelimi gibi ifadeler yer almaz ve eşcinsel çiftlerin birliktelikleri yasal zeminde tanınmaz. “Kanunlarda bulunan ‘genel ahlak’a ilişkin sınırlandırmalar, devlet kurumlarının uygulamaları ve mahkeme kararlarında LGBT+ bireyler aleyhine yorumlanabilmekte ve kullanılabilmektedir. Mevzuatta eşcinsellik, biseksüellik ve transcinsiyetlilik konularında sınırlı sayıda düzenleme mevcuttur. Kanun koyucu genellikle, LGBT+ bireylere ilişkin olumlu veya olumsuz yasal düzenleme yapmamayı seçerek, bu konuda kanun boşluğu bırakmıştır, (bu da) mahkemelere geniş bir takdir yetkisi bırakmaktadır.”[3]

Hem yasalarda hem de medyada, sivil toplumda, gündelik yaşamda heteroseksüellik dışındaki cinsel yönelimlere sahip bireyler dışlanmaktadır. Bugün halen her türlü cinsel yönelimin “doğal” olarak algılanması konusunda verilen ve homofobi karşıtı mücadele olarak başlayan cinsel yönelimlere yönelik her türlü ayrımcılığın önlenmesi mücadelesine ihtiyaç vardır.

 

Kaynakça

Foucault, M. (2007).  Cinselliğin Tarihi (H. Uğur Tanrıöver, Çev.) İstanbul: Ayrıntı.

 

[1] (http://www.kaosgldernegi.org/belge.php?id=sozluk)

[2] Queer terimi, cinsiyetlerin ve cinsel yönelimlerin belirli kalıplar içerisinde tanımlanmaya çalışılmasının baskıcı yönüne işaret ederek cinsiyet kimliği, cinsel yönelim veya her ikisini de içeren kapsayıcı bir anlamda kullanılır.

[3] Güner, U. vd. (2011). Türkiye’de Cinsel Yönelim veya Cinsiyet Kimliği Temelinde Ayrımcılığın İzlenmesi Raporu. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi. https://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/02/24/Cinsel_Yonelim_veya_Cinsiyet_Kimligi_Izleme_Raporu.doc  (Erişim: 10.06.2020).