Evlilik, tek tek kadınlar üzerindeki baskı mekanizmalarının yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliğindeki asimetrinin görünür olduğu kurumlardan biridir. Feministlerin evlilik ile ilgili temel meseleleri, tekil evliliklerin ve karı-koca ilişkilerinin nasıl olduğundan öte, bir kurum olarak evliliğin erkekler lehine yarattığı kapasite ve kadınlar için baskıcı sonuçları ile ilgilidir. Evlilik cinselliğin, aile ve hanelerin, işgücü piyasasının ve devletin kesişiminde bulunan toplumsal cinsiyet rejimleri için merkezi bir kurumdur. Yani evlilik bir yandan mülkiyet ilişkileri, miras ve ev içinde kadının görünmeyen emeği aracılığıyla iş piyasalarının işleyişini diğer yandan erkek egemenliğinin devamlılığını sağlayan temel mekanizmalardan biridir. Bu nedenle kadınların emeği, bedeni ve hakları üzerindeki sınırlamaların hukuki bir formu olarak evlilik sözleşmesi, kadın hareketinin eşitlik mücadelesinde önemli odaklardan biri olagelmiştir.

Feminist düşünce evlilik sözleşmesinin heteronormativite, kapitalizm, aile ve miras düzenlemeleri, bakım rejimleri ve toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünün işleyişindeki rolünü sorguladı. Betty Freiden’ın daha ilk baskısında milyonlarca Amerikalı kadına ulaşan Kadınlığın Gizemi(1963) kitabı evliliğin romantikleştirilmesi dahil, orta sınıf Amerikan kadınlığı rüyasını çarpıcı bir biçimde tersyüz ediyordu.[1] Batı’da 2. Dalga kadın hareketinin özel olanın politikliğine yönelik meydan okumasında cinsellik, aşk, evlilik, annelik, babalık, aile gibi konular tartışmaya açılmıştı. Ev kadınlığı, cinsiyete dayalı işbölümü, kadınların karşılıksız ev içi emeği, kadınlara yönelik fiziksel, ekonomik, duygusal şiddet (Friedan, 1963; Oakley, 1974; Delphy ve Leonard, 1992; Ussher, 1997) tüm yönleri ile tartışılmaya başlandı. Evlilik, heteroseksüelliğin ve tek eşliliğin (Rich, 1983; Bunch, 1987; Richardson, 1996, erkekliğin inşasının (Holland et al., 1998), erkek egemenliği ile cinselliğin ve üremenin kontrolünün (Pateman, 1988; Jaggar, 1994), kadınların takas edilmesinin (Rubin, 1975) kurumsal formu olarak ele alındı (Rich, 1983; Robinson, 1997).

Türkiye’de de 1980’li yıllarda yükselen feminist hareket, evlilik dahil, kadınların daha önce politikleştirilmeyen tüm “özel” deneyimlerini tartışmaya başlamıştı. Kadınlar 1987’de “Dayağa Karşı  Dayanışma Yürüyüşü” düzenlediklerinde, hanelerin içinden başlayarak büyük bir fitili ateşlediklerini göstermişlerdi. Evlilik, aşk, şiddet, evlilik içi tecavüz, karşılıksız emek, cinsellik gibi pek çok konu Türkiye’de kadınların gündemine girmişti.

Kadın hareketinin evlilik kurumunu doğrudan hedef alan en çarpıcı eylemi, 1990 yılında ‘Türk ailesi’ni güçlendirmek için devreye sokulan bir dizi kararnameye karşı 40 kadar feminist kadının eşleri ile birlikte yaptıkları boşanma eylemiydi.[2] 40 kadın eşleri ile birlikte “geçimsizlik” gerekçesi ile değil, doğrudan topluma dayatılan aile ve evlilik formunu gerekçe göstererek ve basın açıklamasında evlilik kurumunun kapsamlı bir feminist eleştirisini yaparak topluca boşanma davası açtı. İstatistiklere baktığımızda Türkiye’deki kadınların tam da bu eleştiriler üzerinden bir direnci büyüttüklerini, eşitlik ve özgürlük yönünde zor bir mücadeleyi yürüttüklerini görüyoruz.  Bir yandan da siyasal iktidarın giderek daha fazla aileci müdahaleler ile bu alanı şekillendirmeye; evlilik çocuk, annelik konularındaki söylem alanını disipline edici politika ve uygulamaları hayata geçirmeye çalıştığına tanık oluyoruz.  Bu kapsamda belediyeler evlenen çiftlere “sağlıklı aile hayatına dair” kitapçıklar dağıtmakta; Diyanet, Milli Eğitim gibi kurumlar aracılığıyla bu aileci müdahale yaygınlaştırılmaktadır. Aileci dayatma ve engellemelerin artan baskısı ve keskinleşen dili de, aslında bu çatışmanın göstergesi. Bu dayatmaya karşı çıkmak zorluklarla dolu; çünkü aile ve evlilik, halen kadınlar için aynı zamanda ekonomik olarak bir var olma ve destek mekanizması. Sınırlanana kadar haftada 50 saati aşan canlı evlilik programları ile rekora koşan bir toplumda, evliliğin ardındaki sosyal güvenlik arayışını da işitmemek mümkün değil.[3]

Ancak evlilik ve aile ile ilgili değer ve normlar üzerindeki mücadele süredursun, hızlı dönüşüm süreçleri yaşayan Türkiye’de hanelerde ve o hanelerdeki kadın ve erkeklerin geliştirdiği pratiklerde önemli değişimler oluyor: Türkiye’de hanelerin %17,3’ü, ya tek kişilik hanelerden ya da içerisinde çekirdek aile bulunmayan kişilerden oluşuyor. Bu oranlara yalnız ebeveyn ve çocuklardan oluşan çekirdek aileleri de eklediğimizde (%8,2), hanelerin %25,5’i, yani her dört haneden biri, “kutsal aile” denilerek vurgulanan biçim ve nicelikte bile değil![4] Yine 2019’da kadınların ilk evlenme yaşı ortalaması 25’e yükselirken, 18 yaşından önce evlenen kadınların oranı %5,1’e düşmüş.[5] Ayrıca bugün evli kadınların %43,1’nin eşleri ile eğitim seviyesi aynı. Hatta 25-29 yaş grubundaki evli kadınların %21,7’si eşlerinden daha yüksek eğitim seviyesine sahip.[6]

Resmi ve dini nikahın bir arada yapılması ise hala bir norm. Türkiye’de evliliklerin %97,1’i hem resmi hem dini nikahla yapılıyor.[7] Ancak kadınlar artık hem daha geç evleniyor hem daha geç ve daha az sayıda çocuk doğuruyor. Örneğin 2019 yılında doğum yapan annelerin ortalama yaşı 28.9.[8] Türkiye de doğurganlığın yığıldığı yaş grubu artık 20-24 değil, 25-29 yaş grubu. Bu veriler, aileci söylem ve baskılara rağmen, Türkiye’de kadınların, evliliklerin ve evlilik içerisindeki deneyimlerin hızla değiştiğini gösteriyor.

Evlilik, özellikle cinsiyetçi işbölümünün sürdürülmesi açısından çok temel görünüyor. Kadınların karşılıksız emek yükü evlilikle %49 oranında artarken, erkeklerde evlilikle %38 oranında azalıyor.[9] Evlilik, bakım emeğine ayrılan zaman ve istihdama katılım açılarından toplumsal cinsiyet uçurumunu derinleştiriyor.[10]

Kadınların yaşamında hanelerde ve evliliklerde meydana gelen değişimler, Türkiye toplumunun büyük tabakalar halinde farklılaştığını ve kutuplaştığını gösteriyor. Bu nedenle ortalama istatistiklerden çok; bölgesel, yaş ve eğitim temelli kırılmalarda baş döndürücü uçurumlar var.

Tüm bunlara aileci kurumsal refleks, 1980 sonrasından günümüze aile ve evlilikleri kadın özgürlüklerinin sınırlandırılması yönünde kalkan olarak kullanmaya devam ededursun, Türkiye’de kadınlar gündelik hayatlarında evlilik ve ailenin baskıcı sınırlarını zorlamaya, özgürleşme yönünde gedikler açmaya başladılar bile. Zorlu ve acı dolu bir yol kuşkusuz!

 

Kaynakça

Bunch, C. (1987). Passionate Politics: Essays 1968–1986: Feminist Theory in Action. New
York: St Martin’s Press.

Delphy, C. ve Leonard, D. (1992). Familiar Exploitation: A New Analysis of Marriage in Contemporary Western Society. Cambridge: Polity Press.

Dryden, C. (1999). Being Married, Doing Gender: A Critical Analysis of Gender Relationships in Marriage. London: Routledge.

Firestone, S. (1979). The Dialectic of Sex: The Case for Feminist Revolution. London: The Women’s Press.

Friedan, B. (1963). The Feminine Mystique. London: Penguin Books.

Holland, J., Ramazanoglu, C., Sharpe, S. ve Thomson, R. (1998). The Male in the Head:
Young People, Heterosexuality and Power
. London: The Tufnell Press.

Jaggar, A. M. (1994). Living with Contradictions: Controversies in Feminist Social Ethics. Boulder, CO: Westview Press.

Oakley, A. (1974). Housewife. Harmondsworth: Penguin.

Pateman, C. (1988). The Sexual Contract. Cambridge: Polity Press.

Rich, A. (1983). Compulsory Heterosexuality and Lesbian Existence. In A. Snitow, C. Stansell and S. Thompson (Eds.), Desire: The Politics of Sexuality (pp.212–241). London: Virago.

Richardson, D. (Ed.) (1996). Theorising Heterosexuality: Telling It Straight. Buckingham and Philadelphia: Open University Press.

Robinson, V. (1997). My Baby Just Cares For Me: Feminism, Heterosexuality and NonMonogamy. Journal of Gender Studies, 6(2): 143–157.

Rubin, G. (1975). The Traffic in Women: Notes on the “Political Economy” of Sex. In
R.R. Reiter (Ed.), Toward an Anthropology of Women (pp.157–210). New York and London: Monthly Review Press.

Ussher, J. (1997). Fantasies of Femininity. London: Penguin.

 

[1] Friedan, B. (1983). Kadınlığın Gizemi, Kadınlar için Yeni bir Dönem Başlatan Kitap. İstanbul: E Yayınları.   Kadınlığın Gizemi ile ilgili bir video için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=ct2Y_VwndC4. Kitabın etki alanını ve 2. Dalga feminizm açısından anlamını değerlendiren bir yazı için bkz. https://www.catlakzemin.com/19-subat-1963-tarihin-tetigini-ceken-feminist-betty-friedan/

[2]https://www.catlakzemin.com/2-kasim-1990-aileyi-guclendirip-kadinlari-gucsuzlestiren-yasalara-karsi-feminist-kadinlardan-bosanma-eylemi/

[3] Öztan, E. (2016). “Kutsal çatı” olarak “Yeni Türkiye’de” aile. Feminist Politika, 26, 38-39.

[4] TÜİK. (2016). Aile Yapısı Araştırması, 2016. http://tuik.gov.tr/MicroVeri/ Aile_2016/turkce/index.html

[5] İstatistikler 2010’dan 2019’a yaşanan değişimi karşılaştırmayı mümkün kılıyor, bkz. TÜİK Evlenme İstatistikleri, 2010-2019.

[6] TÜİK Evlenme İstatistikleri, 2010-2019.

[7] TÜİK. (2016). Aile Yapısı Araştırması, 2016. http://tuik.gov.tr/MicroVeri/ Aile_2016/turkce/index.html

[8] TÜİK Doğum İstatistikleri 2019.

[9] Kızılırmak, B. ve Memiş, E. (2020). Covid-19 Krizi ve Ev İçi Emeğe Etkileri. KEİG. http://www.keig.org/wp-content/uploads/2020/05/Covid-19-Krizi-ve-Ev-i%C3%A7i-Eme%C4%9Fe-Etkileri.pdf

[10] Kongar, E. ve Memiş, E. (2017). Gendered Patterns of Time Use over the Life Cycle: Evidence from Turkey. Levy Economics Institute of Bard College. http://www.levyinstitute.org/pubs/wp_884.pdf