Melek Zorlu

Bilinç yükseltme, ikinci dalga feminizmin “özel/kişisel olan politiktir” vurgusu ile kadınların kendileri için politika yapmaları anlayışını birleştiren feminist bir yöntemdir. İlk kez 1960’ların sonunda ABD’de ortaya çıkan bilinç yükseltme grupları, zamanla yaygınlaşmış ve kadın kurtuluş hareketinin temel örgütlenme biçimlerinden biri olmuştur.

Bilinç yükseltme yöntemi, alternatif bir feminist politika önerisidir. Bilinç yükseltme grupları ise bu alternatif politikanın deneyimlendiği alanlardır. Kadınların kendi ezilme ve baskılanma deneyimlerine odaklandığı bilinç yükseltme yöntemi ile feminizm, “kendimiz için politika yapmayı değersiz ya da ayıp olmaktan çıkarmıştır”;[1] hatta aksine başkası adına politika yapmanın eleştirisini yapmıştır.

Bilinç yükseltme ve kendi adına politika yapmayı içeren alternatif politika vurgusunun anlaşılabilir olması için dışardan bilinç taşıma ile bilinç yükseltme arasındaki farka değinmek gerekiyor.[2] “Bilinç yükseltme” adlandırması “dışarı”dan “bilinç aşılama” gibi bir çağrışıma sahip olsa da pratikte kastedilen kadınların “kendi bilinçlerini yükseltmeleri”dir. “Kadın örgütlenmelerinin temelinde “dışarıdan bilinç taşımak” değil, ortak ezilmişliği bilinç yükseltme aracılığıyla sorgulayarak kuramsallaştırmak söz konusudur” (Ovadio, 2017: 12). Bilinç yükseltme grupları, pek çok kadın için bilinçli bir tercihle feminizmi öğrenme ve seçme aracı olmuştur. Bu gruplar, 5- 10 kişi halinde bir araya gelen kadınların, “mahrem yaralarının üzerindeki kabukları kaldırdıkları, bu yaraların derinliğini açığa çıkardıkları yerler”di (Hooks, 2016: 20). Kimi durumlarda farkına bile varılmayan, içselleştirilmiş bir ezilmeden kaynaklanan bu yaralar, farklı biçimlerde açılmış olsalar da, ataerkil sistemin ürünüydüler. Bunun farkına varmak, başka kadınların yaşadıkları ile kişisel yaşantılar arasındaki benzerlikleri görmek ve bunlar arasında bağlar kurmak, ataerkiyi dönüştürmek için önce kendimizden başlamanın ilk adımıydı. Bu anlamıyla bilinç yükseltme grupları kadınlar için bir terapi işlevi de görüyordu.

Bilinç yükseltmeye yönelik Göregenli’nin “bütün kadınlar için benzer, varılacak yüksek bir yer hedefleme” eleştirisinin kısmen haklı olduğu bir bağlam da vardı. Bilinç yükseltme, “kadın kurtuluş hareketinin radikal feminist kanadı içinde geliştirilmiş ve başlangıçta devrim yaratacak bir araç olarak tasavvur edilmişti.”[3] “Kadınların ezilmesinin derinliği ve çeşitliliği karşısında artan duyarlılık, öfkeyi ve gerilimi açığa çıkaracak ve eylemi tetikleyecekti (O’Connor, 1969; Salo ve MacAfee, 1970).[4] Bu öfke, anlam aktarımının ve ideolojik sürekliliğin aracı olduğu gibi, şekilsiz, lidersiz ve parçalı bir hareket içinde eylem yaratma ve kolektif bir politik özne olarak davranma imkanını ifade eden araç olacaktı.[5] Dolayısıyla bilinç yükseltme gruplarının tarihi, yalnızca bir araya gelmenin ve özel olanı konuşmanın verdiği ortaklık duygusunun yettiği bir zemin yaratma ile bir örgütlenme biçimi olarak başka örgütlenme ve politika biçimlerini destekleyen ve böylece kitleselleşmenin önünü açabilen bir yöntem olma arasında salınır.

İkinci dalga feminizme yönelik içerden ve dışarıdan yöneltilen kimi eleştiriler çerçevesinde, bilinç yükseltmenin ortaya çıktığı koşullardaki durumu ile sönümlendiği koşullardaki durumunu değerlendirmek faydalı olacaktır. Bilinç yükseltme gruplarının hem ortaya çıktığı coğrafyada hem de Türkiye’de zamanla sönümlenmesinin, feminizmin geçirdiği dönüşümle doğrudan ilişkisi vardır. Feminist söylem çok güçlü bir etki yaratmıştır ve önemli bir toplumsal dönüşümün parçası olmuştur. Bilinç yükseltme grupları da zamanla başlangıçtaki “yakıcı” düzeydeki ataerki eleştirisine yönelik ihtiyacın azaldığı varsayımıyla şekil değiştirmiştir. Rostendal başlangıçta politik bir amaçla başlayan hareketin grup terapisi işlevi gören bir mekanizmaya dönüştüğü eleştirisini getirir. Bell Hooks da bilinç yükseltme gruplarının yerini akademik ortamlarda paylaşımın aldığını belirtir, ona göre bu hareketin kurumsallaşmasının getirdiği doğal bir sonuçtur belki de.[6]

Türkiye’de bilinç yükseltme grupları deneyimine baktığımızda ise benzer bir dönüşüm geçirdiğini söyleyebiliriz. Türkiye’de 1980’li yılların ortalarından itibaren, tıpkı Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da olduğu gibi, pek çok kadının feminizmle tanışması bilinç yükseltme gruplarına katılımlarıyla olmuştur. İlk feminist bilinç yükseltme grupları, 1981 yılında İstanbul’da oluşturulmuş ve zamanla yaygınlaşmıştır. Bilinç yükseltme grupları yalnızca kadınların bir araya geldiği yerler olmanın dışında feminist örgütlenmeyi başka açılardan da yükseltmiştir. Örneğin 1986’da Ankara’da kurulan Perşembe Grubu asıl olarak bilinç yükseltme grubuydu, 1989’daki ilk ulusal çaptaki feminist buluşma olan I. Feminist Hafta Sonu buluşmasını da bu grup örgütledi.[7]

Türkiye’de de bilinç yükseltme grupları feminist bilincin ilk yükselmeye başladığı dönemlerden sonra dönüşen ve üzerine tartışılan bir yöntem olmuştur. “Türkiye’deki feminist hareketin örgütlenme deneyimindeki bilinç yükseltme grupları ağırlıklı olarak üniversite mezunu ‘aydın’ kadınlar arasında oluşur. Kadınlar bu dönemde sık sık bir araya geldikleri için her toplu kadın sohbeti adeta bilinç yükseltme gibi yaşanır.”[8]

Bilinç yükseltme ve bilinç yükseltme grupları, kadın kurtuluş hareketinin teorik ve pratik düzeyde, tarihsel ve politik açılardan gelişimini yansıtır ve karakteristiğini taşır. Bugün feminizm bilinç yükseltmenin ilk ortaya çıktığı sürece göre yaygınlaşmış, temel iddiaları daha meşru bir hale gelmiştir. Ayrıca feminizm, pek çok feminist anlayışı içerisinde barındıran görece daha parçalı bir yapıdadır. Bugün, bilinç yükseltme grupları ilk ortaya çıktığı dönemdeki gibi temel bir yöntem değilse de kadın örgütlenmesine nüfuz etmiştir. Kadınlar öznel deneyimlerini paylaşarak, ataerkinin kodlarını çözümleyerek mücadelelerini buradan aldıkları güçle sürdürüyorlar.

 

KAYNAKÇA

Göregenli, M. (2011). “Bilinç Yükseltme” ya da Kadınların “Sahte Bilinci”. Amargi, 12, 52.

Hooks, B. (2016). Feminizm Herkes İçindir Tutkulu Politika  (A. Yıldırım vd., Çev.). İstanbul: BGST.

Ovadio S. (2013). Kadınları Sevmek. Sosyalist Feminist Kolektif. https://www.sosyalistfeministkolektif.org/web-yazilari/feminizm/kadinlari-sevmek/ (Erişim Tarihi: 5 Ağustos 2020).

 

[1] Ovadia, S. (2017),  http://www.sosyalistfeministkolektif.org/wp-content/uploads/2017/02/fp-sayi-9-.pdf.

[2] Dışarıdan sınıfa bilinç taşıma ile ilişkili sınıf kategorisinin göreceli olarak daha fazla sabit ortaklığa sahip olduğu için kadın kategorisinden daha az sorunlu olduğunu belirten Melek Göregenli, kadınlık bilinci tanımının homojen bir kadınlar kategorisi, sınıfsız tabakasız yaşsız, cinsel yönelimsiz- hatta belki de heteroseksüel- bir kadınlık durumu varsaydığı eleştirisini getirir: “Bilinç yükseltme kavramı, dilsel olarak, bütün kadınlar için benzer, varılacak yüksek bir yer mi tarif etmektedir veya dönüşüm birinin eliyle mi gerçekleşir; dönüşümün aktörü dışarıda mı tarif edilir? Yani bu yöntem, eşitler arası bir dayanışmadan çok bir tür öncülüğe göndermeyle mi oluşmuştur?” (Göregenli, 2011).

[3] “Kız kardeşlik bağı üzerinden yatay bir karşıt düzen geliştiren ikinci dalga feministler, bilinç yükseltme ile yepyeni bir örgütsel pratik yarattılar. Teori ve pratik arasındaki keskin devletçi ayrımı birleştirme çabasıyla, kendilerini anti hiyerarşik, katılımcı ve halka ait karşıt kültürel bir demokratikleşme hareketi olarak biçimlendirdiler. STK kısaltması henüz ortada yokken dahi feminist akademisyenler, avukatlar, sosyal hizmet uzmanları politik niteliklerden yoksun hâkim uzman kültürle değil halkla özdeşleşmişti.” Bkz. Fraser, N. (2009). Feminizm, kapitalizm ve tarihin oyunu (G. Kurtsoy, Çev.). http://www.feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/feminizm-kapitalizm-ve-tarihin-oyunu/

[4] Aktaran Rostendal (2009), https://www.sosyalistfeministkolektif.org/web-yazilari/feminizm/bilinc-yukseltme-devrimden-yeniden-degerlendirmeye/

[5] Bkz. Gerlach & Hine (1970), Aktaran Rostendal (2009).

[6] Bkz. Hooks (2016). Bir başka eleştiriyi de Epstein (2001) getirir: “İkinci Dalga Feminist Hareketin Batı’da ortaya çıkan sonuçlarından biri ortak kampanyalar çerçevesinde bir araya gelen çeşitli grupların bağımsız örgütlenmeleri içinde politik ve örgütsel olarak tıkanmaları, hedeflerinin belirsizleşmesi ya da hedeflerine ulaşmalarıyla boşluğa düşmeleriyken, bir diğeri de Yeni Öncü çevresinin önerdiği kurumsallaşmadır. Tabii feminist bilincin yayılımı var olan kadın örgütlerinin bürokratikleşmesi ve akademik feminizmin vizyonu bir bütün halinde feminizmin başlıca sektörlerinde kabulünü getirdi. Ancak tüm bu değişimlerin harekete faydası olduğu söylenemez. Feminizm eşzamanlı olarak hem kurumsallaşır hem de marjinalleşir. Bu sözde meşruiyet de kadın hareketi rüzgarının yarattığı fırsatların kaçmasına neden olur”,  Aktaran; Osmanağaoğlu, H. (2006). 1988-1990 Yıllarında Dünya Değişirken Türkiye’de Sosyalist Feminizme Kaktüs’ten Bakmak, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Üniversitesi, İstanbul. (http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41935.pdf ) (Erişim 05.08.2020), 87.

[7] Aksu Bora http://bianet.org/bianet/kadin/161091-aksu-bora-anlatiyor-90-lardan-bugune-turkiye-de-feminizm

[8] “Aslında özünde orta ve üst sınıf kadınlara uygun bir yöntem olduğu ve bu kadınların bireysel gelişim olanakları sayesinde gruplar içinde üstünlük elde ettikleri sık sık gözlemlenir (Mitchell 1984:93)” Aktaran Hülya Osmanağaoğlu.