Dilek Hattatoğlu

Ev-eksenli çalışma, çok eski, yaygın ve tarihsel olarak neredeyse kadına özgü denecek kadar kadınlar ağırlıklı bir çalışma biçimidir. Marx (1867/1974), “bağımsız ev endüstrisi”nin kapitalizmin gelişimiyle nasıl “modern endüstri” ile iç içe geçerek bağımlı üretime dönüştüğünü anlatır. Başlıca üç temel formu vardır: Parça başı / fason çalışma, siparişle çalışma ve kendi hesabına çalışma. 1960’lardan itibaren küreselleşme denen değişimlerle, hangi şekilde adlandırıldığı önemli olmaksızın -gelişmiş kapitalist, üçüncü dünya, sömürge…- gezegenin tüm ülkelerinde tüm diğer güvencesiz çalışma biçimleri gibi o da daha da yaygınlaşmaktadır (ILO, 1995). Sadece tekstil ve gıda gibi geleneksel sektörlerde değil, elektronik, kimya, otomotiv gibi yeni sanayilerde de çalışanların giderek daha büyük çoğunluğu, ev-eksenli çalışanlardan oluşmaktadır (Jhabvala ve Tate, 1996). Günümüzde işçi sınıfının güvencesizleşmesine, sınıfın ve yoksulluğun kadınlaşması eşlik etmektedir: Ezici çoğunluğu kadın olan ev-eksenli çalışanlar, yeni gelişen bu işçi sınıfının da “yeni” yoksulların da en büyük ve büyümekte olan grubudur.

Ev-eksenli çalışmanın başka çalışma biçimleriyle iç içe olması çok yaygındır. Ev-eksenli çalışanların ezici çoğunluğu kadınlar olduğundan, her durumda karşılıksız ev içi emeğiyle bir aradadır. Tarım işçiliği ve diğer geçici güvencesiz işlerle bir aradalığına da sık rastlanır.  “Aile işletmesi”nin var olduğu durumlarda hemen hemen istisnasızca ücretsiz aile işçiliğiyle birlikte görülür. Bunun nedeni basittir: Ev-eksenli çalışma, tüm dünyada, geçmişte ve günümüzde düşük ücretli, sosyal güvencelerden ve sosyal güvenlik koşullarından yoksun, düzensiz, güvencesiz bir çalışma biçimidir (ILO, 1995). Ev-eksenli çalışanlar kendilerini ev-eksenli çalışmayla ya da onun herhangi bir biçimiyle sınırlayacak koşuldan yoksundurlar: Geçim araçlarını elde etmek için, işgüçlerini hangi işi bulurlarsa o istihdam ilişkisi içinde satmak zorundadırlar; genellikle de aynı anda hem parça başı hem sipariş usulü hem de kendi hesabına çalışırlar.

Ev-eksenli çalışma terimiyse görece yenidir; Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 1996’da evde çalışmayı sadece bağımlı evde çalışma (parça başı çalışma ile siparişle çalışma) olarak tanımlayan Evde Çalışma Sözleşmesi’ni (No.177) kabul etmesinin (HomeNet, 1996) ardından evde çalışan örgütleri tarafından kullanıma sokulmuştur. Yani kabul edilmesi için yıllar süren kararlı bir mücadele verdikleri sözleşme, kendi hesabına çalışmayı kapsamadığı ve çoğu ülkede bu üç istihdam formu aynı işçi tarafından bir arada uygulandığı için, çalışanın tüm emeğini kapsayacak bir terim ihtiyacını karşılamak amacıyla, evde çalışan örgütlenmeleri tarafından üretilmiştir. Günümüzde evde çalışma sadece parça başı / fason çalışmayı ve siparişle çalışmayı kapsayan bir terimken, ev-eksenli çalışma bu iki bağımlı formla birlikte bağımsız (kendi hesabına) evde çalışmayı da içeren bir şemsiye terim olarak kullanılmaktadır. Bu adlandırma süreci, mücadele ve bilimsel / akademik bilgi üretimi süreçlerinin iç içeliğinin ve örgütlenme mücadelesinin bilgi üretim alanını da içerdiğinin çok iyi örneklerinden biridir.

Gerçekten de ev-eksenli çalışma alanındaki örgütlenmeler ve hak arama eylemleri, çalışma biçiminin kendisi kadar eskiye tarihlenir.  Çoğu feminist ve bazıları örgütçü olan kadın tarihçilerinin araştırmaları sayesinde 1800’lü yılların evde çalışan işçilerin (kadınların) eylem ve örgütlenme girişim ve deneyleriyle dolu olduğunu, 1840’ta Nottingham’da dantel işçisi kadınların grevlerini, 1890’da B. Krallık’taki çamaşırcı kadınların yasal korunma kapsamına alınmak için örgütlenip Londra’da binlerce kadının katıldığı bir miting yaptıklarını biliyoruz (Rowbotham, 1994). Ama ev-eksenli çalışma, görünmezliği en yüksek çalışma biçimlerinden biridir. Bunun en önemli iki nedeni, ağırlıkla kadınlar tarafından ve işyeri dışında gerçekleştirilen bir çalışma olmasıdır. Ezici çoğunluğu kadınlar olunca, patriyarkal düzenin hakim olduğu gezegenimizde, bunun bir “çalışma” değil bir “boş zaman faaliyeti” olduğu efsanesi, çalışma ve çalışmaya bağlı haklar ve örgütlenmeler kısmını perdelemekte uygun bir araç olarak iş görmektedir. İşverenin işyeri dışında, üstelik özel alana ait sayılan “ev”de gerçekleştirilmesi de bu efsanenin diğer sağlam dayanağını oluşturmaktadır.

Bu görünmezlik o kadar yoğundu ki, son yıllara kadar ev-eksenli çalışan kadınların bile kendilerini “çalışıyor” olarak ifade etmediklerini ortaya koyan birçok çalışma vardır. Son yıllardaki değişimi, örgütlülüklerinin yaygınlaşmasına bağlayabiliriz. Görünmezliğin bir boyutu, “klasik” sendikaların tavrıydı; 20. yy başından 2000’lere dek Türkiye dahil birçok ülkede sendikaların çoğunluğu, bu geniş ve giderek daha da genişleyen işçi grubunu ya yok sayıyordu ya da evde çalışmanın resmen yasaklanması için uğraş vermişti. Çok az sayıda sendika ise bu çalışan grubunu örgütlemeye girişti. Şili’den Makedonya’ya, Birleşik Krallık’tan Bulgaristan’a birçok örgütlenme olmakla birlikte, iki öncü örnekten söz edilebilir: Portekiz’e bağlı bir özerk bölge olan Madeira’daki Madeira Nakış İşçileri Sendikası’nın yönetimini 1975’te kadınların ele geçirmesiyle ev-eksenli çalışanları örgütlemeye başlaması.  1972’de Hindistan’da Tekstil İşçileri Sendikası’ndan bir grup kadın örgütçünün ayrılarak Serbest Çalışan Kadınlar Örgütü’nü (SEWA, Self Employed Women’s Association) kurması. Günümüzde her iki sendika da hem uluslararası düzeyde hem ülkelerinde mücadelelerini sürdürmektedirler.

Türkiye’de ev-eksenli çalışanların kendiliğinden çeşitli hak arama birliktelikleri olmakla birlikte, örgütlülüğe yönelik çalışmalar, 1994’te Avrupa Evde Çalışma Grubu ve HomeNet (Ev-Eksenli Çalışanlar Dayanışma Ağı) mensuplarıyla Kürt kadın hareketinden ve feminist hareketten kadınların buluşmalarıyla başlatılabilir. Ülkemizde özgün bir örgütlenme yöntemi uygulanmış; 2001’den itibaren ülkenin her yanında gerçekleştirilen atölye çalışmalarıyla bir araya gelen ev-eksenli çalışanların kendi aralarında yürüttüğü tartışmalar, 2008’de Türkiye HomeNet Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı ile Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası İnisiyatifi’nin oluşturulmasıyla sonuçlanmıştır (Ev-Eksen, 2009). 10 Kasım 2009’da, 27 ev-eksenli çalışan kadın işçi tarafından resmen kurulan sendikanın öncelikleri, “iş, ekmek, barış, güvence” sloganıyla özetlenebilir (Ev-Eksen, 2010; Coşkun, 2010). Türkiye’de savaş karşıtı olduğunu öncelikle ve açıkça ilan eden ve bu coğrafyadaki savaşlara tavır alan (Kapız, Coşkun ve Çetiner, 2012) sendikanın tüm kurucuları ve örgütçüleri kadın olsa da ev-eksenli çalışan herkes sendikaya üye olabilir. Ancak sendika, tüzüğüyle olduğu kadar çizgisi ve eylemleriyle de işçi olmanın bir şey, ama kadın işçi olmanın başka bir şey olduğunu tanımakta ve bu farktan ilham almaktadır (Ev-Eksen Tüzüğü, 2009, yayınlanmamıştır).

Sendika kurulduğu günden beri, ev-eksenli çalışmanın çalışma olarak, ev-eksenli çalışanların da işçi olarak yasalarca tanınması, bu çalışan grubunun başta emeklilik ve sağlık güvenceleri olmak üzere işçiliğe bağlı tüm haklarını alması için çeşitli alanlarda mücadele etmektedir.  Sadece işkolu sendikacılığının mümkün olduğu ülkemizde, sendika, ev-eksenli çalışma belirli bir işkolu kapsamına sığmadığı için yasal prosedürlerin tamamlanmaması yoluyla sürüncemede bırakılan hakların alınması amacıyla açtığı davayı, 2020’de on yıllık bir hukuk sürecinin ardından kazanmış, böylece ev-eksenli çalışmaya ayrı bir işkolu tanımlanmasının hukuki yolunun açılmasını sağlamıştır. Sendika ayrıca bazı üyelerinin ev-eksenli çalışmaları üzerinden emekli olabilmeleri için açtığı davaların ilkini kazanmıştır; bu da yürürlükteki iş kanunundaki “işin yapıldığı yer olarak işyeri” tanımının Türk yargı sistemince tanındığı ilk örnektir.   Ev-Eksen, üyeleri sadece ev-eksenli çalışanlar olmakla birlikte, mücadeleyi iç örgütlenmeden ibaret görmeyen, tüm güvenceli ve güvencesiz çalışanlarla güç birliği içinde, yaşam hakkı başta tüm haklar için, bu haklara yönelik tüm tehditlere karşı eylemlilikler örgütleyen bir sendikadır.

Ev-eksenli çalışanların diğer örgütlülüklerinin başlıcası, ev-eksenli çalışan kadın kooperatifleridir, ilki 2002’de İstanbul Avcılar’da kurulmuştur. Avcılar örneğini izleyerek ülkenin çeşitli bölgelerinde ev-eksenli çalışma kooperatifleri kurulmuşsa da bunların hemen hiçbiri varlığını sürdürememiştir. Sendika ve kooperatif örgütlenmesi arasındaki temel ayrım, kooperatif bir gelir örgütüyken ve tanımı gereği kitleselleşmeye uygun değilken, sendikanın kitleselleşebilecek bir hak örgütü olmasıdır. Yani, bu iki örgüt biçimi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Nitekim, SEWA’nın üyeleri sendikanın 72 kooperatifinde de örgütlüdürler. Ev-Eksen’in çeşitli üyeleri, çeşitli kooperatiflerin üyesidirler.

Ayrıca, iş veya “yardım” ekipleri, tasarruf grupları gibi kendiliğinden örgütlenmeler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygındır.

 

Kaynakça

Marx, K. (1867/1974). Kapital Cilt I (M. Selik, Çev.). İstanbul: Odak Yay.

ILO (1995). Home Work, Rapor V (1-2). Cenevre: ILO yayını.

Jhabvala R ve Tate J. (1996). Out of the Shadows: Homebased Workers Organize for International Recognition. Seeds, No. 18.

HomeNet (1996). Victory for Homeworkers. HomeNet Bulletin, ILO Sözleşmesi Özel Sayısı,  4.

Rowbotham S. (1994). Strategies against sweated work in Britain, 1820-1920. S. Mitter ve S. Rowbotham (Ed.). Dignity and Daily Bread, New Forms of Economic Organization Among Poor Women in the Third World and the First içinde, ss.161-197. Londra: Routledge.

Ev-Eksen Sendika İnisiyatifi (2009). Deklarasyon ve Güçbirliği Çağrısı. Eğitim Sen Bülteni.

Coşkun, G. (2010). Building Women Homebased Workers’ Organizations in Turkey. Global Labour Journal. 1 (1), https://mulpress.mcmaster.ca/globallabour/article/view/1061, DOI: https://doi.org/10.15173/glj.v1i1.1061.

Ev-Eksen (2010, 22 Şubat). Kuruluş Deklarasyonu ve Güç Birliği Çağrısı. Yüksekova Haber Portalı. www.yuksekovahaber.net.

Kapız, H., Coşkun G. ve Çetiner, D. (2012). Sendikal taleplerimiz neden savaşa karşı olmayı gerektiriyor. Yayınlanmamış sunuş. Militarizm ve Sivil İtaatsizlik Paneli. 15 Mayıs 2012, Muğla.

 

 

Yayınlanma Tarihi: 10.04.2021

 

Leave a Reply