Anıl

Lezbiyen feminizm, kadınların çabalarını, dikkatlerini ve ilişkilerini erkeklerden ziyade kadınlara odaklamaya teşvik eden kültürel bir hareket ve eleştirel bir bakış açısı olarak ortaya çıktı. 20. yüzyılın ortalarından sonra gelişmeye başlayan hareket en çok 1970’lerde ve 1980’lerin başında, özellikle Kuzey Amerika’da ve Batı Avrupa’da etkili oldu.

Heteroseksüelliğin bir kurum olarak analizi lezbiyen feminizmin ana temalarından biridir. Lezbiyen feminist metinler, heteroseksüelliği doğallıktan çıkarmaya ve heteroseksüelliğin ataerkillik, kapitalizm ve sömürgecilik gibi kurumlardaki “köklerini” keşfetmeye çalışır. Lezbiyen feminizm, “normal” olarak içselleştirilmiş heteroseksüellik ve erkek üstünlüğü algısına meydan okur; cinsiyet ve güç terimleri hakkında alternatif düşünme yolları sunar. Lezbiyen feministler, lezbiyen kimliklerini topluluk oluşturma ve kolektif eylemler için bir temel olarak kullanırlar.

1960’larda ikinci dalga feminizmin yükselişiyle birlikte, lezbiyenlerin belli başlı kaygıları belirgin şekilde yüzeye çıkmaya başladı. Lezbiyenler birçok feminist örgütte önemli bir rol oynamış, iş yerinde, evde ve mahkemelerde eşitlik için örgütlenmeye destek olmuştu. Buna rağmen erkeklerin cinsiyetçiliği ve halen feminist örgütler içinde süregelen lezbiyenlik hakkındaki birçok önyargı, eşcinsel hakları hareketi içindeki lezbiyenleri sınırlayarak arka plana itti. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde Ulusal Kadın Örgütü’nün (NOW-National Organisation of Women) kurucusu Betty Friedan lezbiyenleri “lavanta tehdidi (lavender menace)” olarak nitelendirdi. Lezbiyenlerin feminist hareketin itibarına tehdit oluşturduklarını, lezbiyenlikle etiketlenme korkusu nedeniyle kadınları örgütlerden uzaklaştırdıklarını ve kadınların dikkatini eşitlik mücadelesinden uzaklaştırdıklarını iddia etti. Buna karşılık, 1970’te Ulusal Kadın Örgütü’nün bir kongresinde, aralarında yazar Rita Mae Brown’un da bulunduğu 20 kadar lezbiyen kadın, üzerinde “lavanta tehdidi” yazılı tişörtlerle salona girip kürsüde “Kadın-kimlikli Kadın” (The Woman-identified Woman)” başlıklı lezbiyen feminist manifestoyu okudular.

Lezbiyen feminizm, kadınların kendilerini hem erkek egemenliğinden hem de heteroseksizmden kurtarmaları gerektiğini savunur. Topluma ilişkin analizi iki temel iddiaya dayanır: İlki heteroseksüelliğin bir cinsel arzu biçiminden çok daha fazlasını kapsadığı, aynı zamanda erkek üstünlüğünü ve kadının boyun eğmesini destekleyen bir kurum olarak işlev gördüğüdür. Romantik aşk, aile yapıları, geleneksel cinsiyet rolleri vb. heteroseksüelliği güçlendirerek zorunlu ve normal hale getirir ve varsayılan bu sözde normalliği sorgulatmaz. Heteroseksüellik aynı zamanda kadınlara boyun eğdirilmesini sürdürmeye yardımcı olurken, kadınların erkeklerle birlikte sürdürecekleri ortaklıklardan elde edebilecekleri avantajları pekiştirir ve bu da kadınlara ek statü ve ekonomik ayrıcalıklar verir. Bu avantajları kaybetme korkusu, kadınları statükoya meydan okumaktan ve statülerini tehlikeye atabilecek şekillerde hareket etmekten alıkoyar.

Heteroseksüellik ve kadın-erkek evliliğinin erkek egemenliğinin korunmasındaki merkezî önemi göz önüne alındığında, lezbiyen feministlerin ikinci iddiası, lezbiyenlerin ve lezbiyen ilişkilerin sosyal ve ekonomik düzene derin bir biçimde meydan okuduğudur. Lezbiyen feministler, genel olarak feministlerin tüm kadınların sahip olması gerektiğine inandıkları kişisel, ekonomik ve cinsel bağımsızlığı pratik alanda göstererek, lezbiyenlerin kadınların kurtuluşuna örnek olduğunu iddia ederler. Dahası bazı lezbiyen feministler toplumun erkek üstünlüğüne ilişkin görüşlerine meydan okuyan kadınların birbirleriyle daha eşitlikçi ilişkiler kurma yollarını keşfedebileceklerini öne sürerek bu kadınların yaşam tarzlarının üstünlüğünü savunurlar. Birçok lezbiyen feminist bu mantığı kullanarak, butch ve femme rollerini baskıcı heteroseksüelliğin bir taklidi olarak eleştirir. Lezbiyen feministler haklarındaki “erkeklerden nefret eden erkeksi (butch) kadınlar” önyargısının aksine kadın maskülenliğini desteklemez; zira erkeklik kalıplarının her türlüsü sorunludur.

Özerkçi (separatist) lezbiyen feminizm ise kadınların enerjilerini diğer kadınlara yöneltmelerini sağlayan, kadın ilişkileri hakkında yeni alan ve diyalog kanalları yaratan ve tipik olarak erkeklerle olan ilişkileri sınırlayan temel bir feminist strateji olarak kabul edilir. Lezbiyen özerkçiliği 1970’lerde popüler hale geldi; çünkü bazı lezbiyenler ana akım toplumun ve hatta gey hakları hareketinin onlara sunabileceği bir şey olup olmadığından şüphe duymaya başlamıştı. Bu çerçevede kimi lezbiyen feministler kendi gruplarını kurdular. Bunlar arasında en bilinenler olarak Bilitis’in Kızları (Daughters of Bilitis), Radikal Lezbiyenler (RadicaLesbians), Öfkeli Kadınlar (The Furies) sayılabilir.

Bu arada, cinsel yönelim eşitliğini savunan bazı feministler, lezbiyen feministlerden farklı olarak kendilerine illa ki lezbiyen olmadıklarını belirtmek amacıyla “politik lezbiyen (political lesbians)” dediler.[1]

Diğer yandan, beyaz, orta sınıf ve genellikle heteroseksüel olarak tanımlanan ana akım feminist harekette ırkçılık vb. sorunları ele almak için beyaz olmayan lezbiyen feministler, kesişimselliği, özellikle de cinsiyet, sınıf ve ırk kesişimlerini lezbiyen feminist düşüncenin önemli bir bileşeni olduğu görüşünden yola çıkarak kendi gruplarını kurdular. Özellikle siyah lezbiyen feministlerin başı çektiği bu gruplar arasında Combachee River Collective, Salsa Souls Sisters, Sapphire Sapphos sayılabilir.

Bunlarla birlikte lezbiyen feminist düşüncede ve harekette bazı tartışma hatları olduğunu söylemeliyiz. Örneğin biseksüelliğe yöneltilen yaygın lezbiyen feminist eleştiriler, biseksüelliğin anti-feminist olduğu ya da bir tür yanlış bilinç olduğu ve erkeklerle ilişki peşinde koşan biseksüel kadınların “aldatılmış ve çaresiz” olduğu şeklindeydi. Bununla birlikte, biseksüel kadınlar feminist topluluklar içinde daha fazla kabul görmeye başladıkça, biseksüel feministler ve lezbiyen feministler arasındaki gerilim 1990’lardan itibaren hafiflemeye başladı.

Bir başka tartışmalı mesele ise trans hakları ile ilgilidir. Lezbiyen feministlerin görüşleri farklılık gösterse de genel olarak transgender hakları hareketini, transseksüelleri ve travestileri reddeden belirli bir lezbiyen feminist yaklaşım vardır. Bu yaklaşım trans bireyleri ‘toplumsal cinsiyet hileleri’ ya da geleneksellik ve şiddet içeren toplumsal cinsiyet normların destekleyicileri olarak betimler; özellikle psikolojik ve cerrahi müdahalelerle toplumsal cinsiyet klişelerinin tekrar inşa edildiğini iddia eder.

BDSM (Bondage-Discipline-Sadism-Masochism) pratikler de lezbiyen feminizm için tartışmalıdır. Cinsel ilişkilerde eşitliğe odaklanması nedeniyle lezbiyen feminizm, geleneksel olarak cinsiyet klişelerinin sürdürülmesini içeren tüm BDSM biçimcilerine karşı çıkmıştır. Bu görüşe tepki olarak pek çok BDSM odaklı örgüt ise BDSM uygulama biçimlerinin feminizmle tamamen uyumlu olduğunu savunmuş ve BDSM karşıtı lezbiyen feministleri muhafazakar olmakla itham etmişlerdir.

Lezbiyen feminizmin temel ilkeleri olan zorunlu heteroseksüelliğin eleştirisi,[2] heteroseksüellik tarafından tanımlanan cinsiyet anlayışı ve cinselliğin kişisel yerine kurumsal olarak anlaşılması dahil olmak üzere bazı ilkeler, 1990’larda queer teorinin ortaya çıkarken dayandığı en temel ilkelerdi. Buna rağmen queer teori büyük ölçüde geleneksel lezbiyen feminizme karşı bir pozisyonda yer alıyor. Lezbiyen feminizm genel olarak BDSM, butch-femme kimlikleri ve ilişkileri, transgender-transseksüellik, pornografi ve fahişeliği eleştirirken queer teori bu konuları benimseme eğilimindedir.

Türkiye’de belli başlı lezbiyen feminist gruplar arasında, Venüs’ün Kızkardeşleri (1995-2000), Sappho’nun Kızları (1998-2000), Öteki-Ben (2000-2002) ve 2015 yılında kurulan fakat güncel olarak aktif olmayan Lezbiyen Biseksüel Feministler (LezBiFem) sayılabilir.  Sappho’nun Kızları Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmiş, 1999 yılında “Sappho’nun Kızları, Lezbiyenler Hakkında” başlıklı kısa bir broşür çıkarmıştır. Daha sonra, Kaos GL‘nin de katılımı ve desteğiyle broşür güncellenerek “Söylemekten Çekinme: Lezbiyen” ve “Biliyor (Mu)sun, Her Kadın Heteroseksüel Değildir-Lezbiyen ve Biseksüel Kadınlar Hakkında” başlıkları ile tekrar basılmıştır. Türkiye’de lezbiyen feminizm üzerine Büşra İşgüzar’ın “Lezbiyen Feministlerin Feminist Düşünce, Medya ve Toplulukları” (2020) adlı yüksek lisans tezi konuyu ayrıntılı şekilde ele almıştır.

 

Kaynakça

İşgüzar, B. (2020). Lezbiyen Feministlerin Feminist Düşünce, Medya ve Toplulukları (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Trakya Üniversitesi, Edirne.

https://dspace.trakya.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/trakya/7772/0181331.pdf?sequence=1&isAllowed=y

Demirbilek, G. (Haz.) (2020). Söylemekten Çekinme: Lezbiyen (Güncellenmiş 3. Baskı). Ankara: Kaos GL Derneği.

https://kaosgldernegi.org/images/library/lezbiyen-yeni-web-1.pdf

 Kaos- GL (2015). “Lezbiyenizm” Dosyası, 141.

https://www.kaosgldergi.com/en/publication/lezbiyenizm-141

https://en.wikipedia.org/wiki/Lesbian_feminism

https://www.britannica.com/topic/lesbian-feminism

 

[1] Bu konudaki kapsamlı bir tartışma için bkz. “Düşmanı Sevmek: Heteroseksüel Feminizm ile Politik Lezbiyenlik Arasındaki Tartışma”. Sosyalist Feminist Kolektif. http://www.sosyalistfeministkolektif.org/feminist-politika/duesman-sevmek-heteroseksueel-feminizm-ile-politik-lezbiyenlik-aras-ndaki-tart-sma/

[2] Bu konudaki iki temel kaynak için bkz. Rich, A. (1986). “Zorunlu Heteroseksüellik”, Kan, Ekmek ve Şiir: Seçilmiş Nesir, 1979–1985 içinde,  https://mezakrp.wordpress.com/2020/11/11/zorunlu-heteroseksuellik-ve-lezbiyen-varolus-1/ ve Wittig, M. (2013). Straight Düşünce (L. S. Darıcıoğlu ve P. Büyüktaş, Çev.). İstanbul: Sel Yayıncılık.

 

 

Yayınlanma Tarihi: 03.10.2022

 

Leave a Reply