Medikal bağlamda meme, süt bezleri ile bu bezlerde üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşan ve ikincil cinsiyet karakteri olarak tanımlanan bir organdır. Temel biyolojik işlevi süt salgılamak olsa da meme, toplumsal düzlemde kadınlık ve cinsellikle güçlü biçimde ilişkilendirilir. Feminist ve queer kuramın işaret ettiği üzere, bu ilişkilendirme memeyi biyolojik bir zorunluluktan çok, toplumsal cinsiyet normları aracılığıyla düzenlenen ve denetlenen bir beden parçası hâline getirir. Bu nedenle meme, yalnızca fizyolojik bir organ değil, toplumsal cinsiyetin üretildiği ve anlamlandırıldığı bir alan olarak ele alınır.
Hannah McCann, “‘The Free-Flying Natural Woman Boobs of Yore’? The Body Beyond Representation in Feminist Accounts of Objectification” [“Geçmişin Özgürce Sallanan Doğal Kadın Memeleri?” Feminist Nesneleştirme Tartışmalarında Temsilin Ötesindeki Beden] başlıklı makalesinde, Batılı feminist düşüncede beden ve nesneleştirme tartışmalarını memeler üzerinden ele alır. McCann, memelerin farklı feminist dönemlerde nasıl politik anlamlarla yüklendiğini ve zamanla feminizmin durumunu ölçen bir gösterge hâline getirildiğini ortaya koyar (2020).
Oy, eğitim ve mülkiyet hakkı için mücadele veren ilk feminist dalganın (Düzkan, 2021) ardından gelen ikinci dalga feminizmin erken döneminde memeler, baskıcı normlardan kurtuluşu ve kolektif özgürleşmeyi simgeleyen bir alan olarak öne çıkar. 1968 Miss America protestosu ve “sütyen yakan feminist” miti bu sembolizmi popülerleştirir. 1980’lerde feminist teori, cinsel özgürlük söyleminden uzaklaşarak nesneleştirmenin yapısal ve teknolojik boyutlarına yoğunlaşır. Andrea Dworkin (1974) ve Susan Brownmiller (1984) gibi yazarlar, sütyeni bedeni disipline eden bir araç olarak ele alırken, memeleri erkek cinselliği tarafından biçimlendirilmiş ve denetlenen beden parçaları olarak tanımlar. Bu dönemde meme, direnişten ziyade baskı ve nesneleştirmenin simgesi hâline gelir. 1990’larda neoliberal düşüncenin yükselişiyle birlikte nesneleştirme, artık dışsal bir yapıdan çok kadınların içselleştirdiği bir sorun olarak kavramsallaştırılır. Naomi Wolf (1990) ve Sandra Bartky (1990) gibi yazarlar, özellikle meme estetiğini ve estetik cerrahiyi, “yanlış bilinç”, “kendini aldatma” ya da narsisizm çerçevesinde okur. Meme bu dönemde, feminist politikanın bireysel düzeyde başarısızlığa uğradığının bir göstergesi olarak ele alınır. McCann’in özellikle vurguladığı bir diğer moment, 2000’li yıllarda Ariel Levy (2005), Nina Power (2009) ve Natasha Walter (2010) gibi yazarların silikonlu, push-up ya da cerrahi olarak değiştirilmiş memeleri yozlaşmış, postfeminist bir dönemin sembolü olarak ele alışıdır. Buna karşılık “doğal” meme, “gerçek” ve ahlaki olarak doğru feminizmin işareti hâline gelir. Bu karşıtlıkta meme, feminizmin politik ve ahlaki sağlığını ölçen bir turnusol kâğıdı işlevi görür. 2010’larda #FreeTheNipple, SlutWalk, FEMEN gibi hareketler ile memenin kamusal alanda teşhiri, bireysel seçim, bedensel özerklik ve kendini ifade etme üzerinden tanımlanan bir güçlenme söylemiyle yeniden çerçevelense de, McCann bu yaklaşımın bedensel deneyimlerin bağlamsal ve kesişimsel farklılıklarını çoğu zaman görünmez kıldığını vurgular. Bu nedenle McCann, memeleri feminizmin başarısını ya da başarısızlığını temsil eden simgeler olarak ele almak yerine, bedeni, temsil siyasetinin ötesinde düşünmeyi önerir. Memelerin, çelişkili ve dağınık bedensel deneyimlerin açığa çıktığı bir analiz alanı olarak ele alınmasının, nesneleştirme tartışmalarını daha çoğul ve bağlama duyarlı biçimde yeniden kurabileceğini savunur (2020).
Meme üzerine çok katmanlı bir anlatı kurmak, onu sabit bir anlamın taşıyıcısı olarak ele almak yerine sürekli sorular üreten bir deneyim alanı olarak düşünmeyi gerektirmez mi? Meme ne zaman bir sağlık nesnesine indirgenir ve ne zaman yaşayan bir beden parçası olarak hissedilir? Klinik dilin mammary gibi soyut ve Latince terimleri, gündelik hayatta kullanılan “meme” sözcüğünün çağrıştırdığı yakınlık ve bedensel hafızayla nasıl bir gerilim içindedir? Bir beden, memesi üzerinden ne zaman düzenlenir, saklanır ya da görünür kılınır; hangi bağlamlarda meme gündelik hayatın fark edilmeden taşınan bir parçasıyken, hangi anlarda toplumsal normların baskısı altında sorunlu hâle gelir? Meme yalnızca varlığıyla mı anlam kazanır, yokluğu da aynı ölçüde konuşulur mu; tek memeli, asimetrik ya da cerrahi olarak değişmiş bedenler sağlık, tasarım ve toplumsal kabul açısından nasıl konumlandırılır? Ve tüm bunların ötesinde, norm dışı deneyimlerde — trans, non-binary ya da kronik hastalıkla yaşayan bedenlerde — meme neyi temsil eder: arzunun bedende yeniden müzakere edilmesini mi, yabancılaşmanın somutlaştığı bir eşiği mi, kaybın izini taşıyan bir yüzeyi mi, rahatlamanın ya da bedensel uyumun olasılığını mı, yoksa tüm bu anlamların aynı anda çakıştığı, sabitlenemez ve muğlak bir alanı mı?
Memenin kamusal alanda hem varlığı hem de yokluğu normatif beden tahayyüllerinin sınırlarını görünür kılar. Fail toplum — normatif bedeni varsayan ve bu normu çeşitli şiddet biçimleriyle yeniden üreten toplumsal yapı — cis-erkek memesinin görünüp görünmediğiyle ilgilenmezken, kadın memesini — en çok da meme ucunu — mahrem bir alan olarak tanımlar. Aynı fail, mastektomi ameliyatıyla iki memesi de alınan bir kadının kamuya açık kapalı bir yüzme havuzunda üstsüz yüzmesini bir problem olarak değerlendiriyor (Mapes, 2012) ya da tek memesiyle yaşamına devam eden asimetrik bedenlere piyasadaki simetrik kalıplı giysi ve sütyenlerle “norm” baskısı uyguluyor (Cankara, 2023). “O meme yoksa da ‘var gibi’ görünmeli” diyor. Üstelik, kanser gibi yaşamın sınırlarını zorlayan bir deneyimin hemen ertesinde, henüz hastanedeyken başlatıp (Cankara, 2020a), ailede, sokakta, iş yerinde, gündelik hayatta, kamusal alanda ve hatta kimi zaman bireyin kendi evinde, kişinin bedeniyle arasında derin bir mesafe yaratmak pahasına, sistematik ve örtük bir şekilde sürdürüyor bu şiddeti. Demek ki mesele memenin varlığı ya da yokluğunun, görünürlüğü ya da görünmezliğinin ötesinde bir yerde. O hâlde bir kere daha soralım: “İki memeli, tek memeli ya da dümdüz olmak neyi değiştirir?” (Cankara, 2020b) Bu sorunun tek bir yanıtı olmayabilir; ancak bu soruyu sormak, bedenle kurduğumuz ilişkiyi dönüştürme ve normatif beden tahayyüllerini sarsma potansiyeli taşır.
Kaynakça
Bartky, S. L. (1990). Femininity and domination: Studies in the phenomenology of oppression. New York: Routledge.
Brownmiller, S. (1984). Femininity. New York: Linden Press.
Cankara, M. (2020a). Açık çağrı: Me. Manifold. https://manifold.press/acik-cagri-me (Erişim tarihi: 07.01.2026).
Cankara, M. (2020b). Kalbim güneşe daha yakın. Manifold. https://manifold.press/kalbim-gunese-daha-yakin (Erişim tarihi: 07.01.2026).
Cankara, M. (2023). Lola “norm”a mı karşı?. Manifold. https://manifold.press/lola-norm-a-mi-karsi (Erişim tarihi: 07.01.2026).
Düzkan, A. (2021). Feminizm. Feminist Bellek. https://feministbellek.org/feminizm/ (Erişim tarihi: 02.03.2026).
Dworkin, A. (1974). Woman hating. New York: Penguin Books.
Levy, A. (2005). Female chauvinist pigs: Women and the rise of raunch culture. Collingwood: Black Inc.
Mapes, D. (2012, June 22). Breast cancer survivor can now swim topless in Seattle’s public pools. Today. https://www.today.com/health/breast-cancer-survivor-can-now-swim-topless-seattles-public-pools-1c9381816 (Erişim tarihi: 07.01.2026).
McCann, H. (2020). “The free-flying natural woman boobs of yore”? The body beyond representation in feminist accounts of objectification. Feminist Review, 126(1), 74–88.
Power, N. (2009). One dimensional woman. Winchester and Washington: O Books.
Walter, N. (2010). Living dolls: The return of sexism. London: Virago Press.
Wolf, N. (1990). The beauty myth: How images of beauty are used against women. London: Vintage.
Yayınlanma Tarihi: 16.04.2026




