Bermal Küçük

Feminizmde özne tartışmaları çoğunlukla kadın kategorisinin ne olduğu, kimleri kapsadığı veya dışladığı; evrensel ve sabit mi, yoksa belirli bir kesimle çerçeveleyemeyeceğimiz kadar istikrarsız mı olduğu soruları etrafında dönmektedir. Feminist özne tartışması etrafında şekillen bu sorular beraberinde feminist politikaya dair bir dizi başka tartışmayı gündeme getirir. Örneğin “kadın kategorisinin toptan reddedildiği veya istikrarsızlaştırıldığı bir zeminde feminist politika mümkün müdür, evrensel ve sabit tanımlar hangi kadınlık deneyimlerini örtmekte ve ne tür dışlama mekanizmaları üretmektedir” soruları, feminist özne tartışmalarına doğrudan bağlanan konular olmaktadır.

19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında feminist özne tartışmaları kadınların en temel insan haklarından bile yoksun olduğu bir politik iklimde, evrensellik ve temsiliyet iddiası üzerinden eşit haklara erişim mücadelesi etrafında şekillenmekteydi. Bu dönemde feminist mücadele, erkeklerin evrensel özne olarak kabul edildiği, kadınların ise “erkeğin ötekisi”, irrasyonel, duygusal, eş/anne olmaya mahkûm, entelektüel ve politik hayata dahil olabilecek bilişsel kapasitelerden yoksun oldukları varsayımları üzerinden şekillenen patriarkal örüntüye karşı duruş ile özdeşti. Kadınlığın aktif, rasyonel ve özerk temsillerini oluşturmaya dayalı bu mücadele, temelde kendi içindeki farklara bakmaksızın bütün kadınların, sadece kadın olmalarından kaynaklı ortak deneyimlerden geçtiği ve bu deneyimin evrensel bir kadınlık kategorisini mümkün kıldığı savı üzerine kuruluydu. Bu yaklaşımda, feminizmin öznesi, patriarkal sistemden sınıf, ırk, din, cinsel yönelim fark etmeksizin benzer biçimlerde etkilenen ve patriarkal sistemin neden olduğu sistematik dışlama ve değersizleştirme pratiklerine karşı mücadelenin sorumluluğunu üstlenen bütün kadınları kapsamaktaydı. Burada, feminist öznenin kadınlar ve erkekler arasındaki cinsiyet farkını içeren biyolojik belirlenimler ile ilişkili değil, doğrudan toplumsallık içinde şekillenen deneyim üzerinden tanımlandığı söylenebilir. Nitekim Simon de Beauvoir’nın “kadın doğulmaz kadın olunur” sloganı dönemin toplumsal cinsiyet üzerinden kurulan kadınlık deneyimine vurgu yapar.

1960’lara gelindiğinde sınıftan, ırktan ve cinsel yönelimlerden soyutlanmış evrensel bir kadın kategorisinden ve deneyiminden bahsedilemeyeceği fikri belirginleşmeye başlar. Soyut “kadınlık deneyimi” kategorisinin beyaz, heteroseksüel, orta sınıf kadınların deneyimlerini temsil ettiği; siyah, lezbiyen, alt sınıftan kadınların deneyimlerini ise görünmez kıldığı eleştirisi yükselir. Böylece, kadınlık deneyiminin ve bu deneyimden doğan öznelliğin ırk, sınıf, cinsel yönelim gibi somut koşullar tarafından belirlendiği ve dolayısıyla ortak bir potada eritilemeyecek kadar karmaşık ve çoklu olduğu fikri öne çıkar. Burada, tutarlı, istikrarlı ve evrensellik iddiasında olan politik özneden kesişimsel feminist özne tarifine doğru bir geçiş belirmeye başlar.

1990’lara gelindiğinde kuir teorinin yükselişiyle kadın kategorisinin kendisinin sorgulanmaya başlandığı görülüyor. Butler (1990), biyolojik bedenin kadın ve erkek kategorilerini esas alan ikili toplumsal cinsiyet matrisi üzerinden kurulduğunu, oysa bu iki formun dışında belli kalıplara sığdırılamayacak çoklu cinsiyetlerin olduğunu savunur. Burada, bu çoklu cinsiyetlerin performanslar yoluyla sürekli tersyüz edilebildiği, istikrarsız bir oluş söz konusudur. Dolayısıyla, Butler kadın kategorisini tanımlamaya yönelik her girişimin zorunlu olarak bir dışlama içereceğini savunur. Yapılması gereken kadın kimliğini tanımlamak ve bu kimlik üzerinden feminizmin öznesini belirlemek değil, normları saptırmak suretiyle cinsiyet kimliğini sürekli yapı-bozuma uğratmaktır. Sürekli oluş halinde olan öznenin sabitlenemez niteliği, önceden tayin edilmiş bir feminist öznenin imkansızlığı fikrini öne çıkarır.  Yeni materyalizm ve cinsel fark feminizmi, toplumsal cinsiyet ikiliklerinin ortadan kalkması gerektiği yönündeki çağrıya itiraz ederek bedenli varlıklar oluşumuzu hatırlatırlar. Bu bakış açısına göre, bedenin tabula rasa olarak dünyaya geldiği, zamanla kültürel ve toplumsal kodlar tarafından şekillenen boş bir levha olduğu varsayımı bedenli varlıklar oluşumuzun kurucu rolünü yok saymaktır (Gatens, 2018; Braidotti, 2017). Bu bakış açısına göre, kadınlar dişil bedene sahip olmaktan kaynaklı cinsel bir farkın içinden geçerler. Dolayısıyla kadın kategorisi dişil bedenlerinden sıyrılmış teşekküllerden değil, fark ekseninde konumlanmış aktörlerden oluşur. Bu bağlamda, feminizmin öznesi bedenleşmiş ve dolayısıyla cinsel olarak farklılaşmış kadınlardır. Bu bakış açısına göre, cinsel farkın kadın deneyiminin şekillenmesindeki kurucu niteliği politize edilmezse, kadınların deneyimleri, arzuları, talepleri “erkek özne” ile özdeşleşen cinsiyetli yapılar tarafından kolonize edilmeye devam edilecektir. Ayrıca, “Öznenin ölümü” savı üzerinden şekillenen post-yapısalcı bakış açısına cevaben öznenin ölümünden bahsetmek için önce bir özne olarak konuşma hakkına sahip olmak gerektiğinden bahsederler (Braidotti 2017, s. 340). Bu ise kadınlığın belli ölçüde dişil beden üzerinden tanımlanmasının özcülük olmadığı, ancak kadın kimliğini sabitlememek kaydıyla feminist politika açısından gerekli bir strateji olduğu kabulüne dayanır.

Türkiye’de feminizmin öznesi tartışması Kasım 2011 tarihinde Amargi Kadın Akademisi’nin düzenlediği feminizm tartışmaları serisinin bir parçası olarak ele alındı.[1] Bu tartışmada Gülnur Acar Savran, Meltem Ahıska ve Nükhet Sirman farklı feminist konumlardan “Feminizmin öznesi kimdir?” başlığını tartıştırlar. Bu tartışma daha sonra Feminist Mekan’da (İstanbul) düzenlenen Feminist Mekanda Cuma Buluşmaları serisinin bir parçası olarak yeniden gündeme geldi. Bu buluşma ise yine Gülnur Acar Savran ve Nükhet Sirman’ın konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleşti. Bu tartışmaların, en genel hattıyla, post-yapısalcı ve maddeci feminizm olmak üzere iki farklı teorik çerçeveden ilerlediği söylenebilir.

Nükhet Sirman, post-yapısalcı bir zeminden hareketle, kadın kategorisinin söylemsel bir kategori olduğunu ve bu yönüyle de farklı tarihsel bağlamlarda farklı biçimlerde kurulan istikrarsız bir niteliği olduğunu dile getirir. Kadın kategorisinin söylemsel niteliğinin onu maddi ve gerçek bir kategori olmasından alıkoymadığını, çünkü en nihayetinden söylemin bedenlere nüfuz ederek maddi bir hakikat haline geldiğini ifade eder. Buna göre, kadın bedeninde cisimleşen bu hakikat evrensel değildir, aksine farklı bedenlerde farklı biçimlerde katmanlaşarak tarihsel bir boyut kazanır. Feminist özne, tam da bu katmanlaşmayla (kadın olarak) oluşan ve  (patriarkal) matrisin içinden geçen bedenin “ben feministim” diyerek bu matrise başkaldırmayı göze almasıyla oluşur. [2]

Gülnur Acar Savran ise, maddeci bir çerçeveden hareketle patriarkal ilişkilerin ve ikili cinsiyet rejiminin söylemsel bir inşaya indirgenemeyecek denli nesnel olduğunu vurgular. Savran, patriyarkayı çalışma hayatı ve iş gücü piyasasını, ev içi alanı, hukuku, ideoloji ve söylem alanını, kısacası toplumsal yaşamın her düzeyini şekillendiren kurucu dinamik olarak tanımlar. Bu kurucu dinamik, kadınların bütün bu alanlardaki varoluşlarında karşılarına somut bir engel olarak çıkar. Patriyarka, nesnel karakterini tam da bu sistemik halinden alır ve bu niteliği ile de kadınları ezilen bir grup olarak kurar. Bu durum, kadınlar arasında ortaklık kurmakla beraber, onları kendiliğinden feminist özne konumuna getirmeye yetmez. Feminist özne ancak patriarkal rejim içerisine “ezilen grup” konumunda yer alan ve bu konumu kadınların lehine dönüştürmeyi amaçlayan kadınlardan oluşabilir. Feminist özneler bu dönüşümü söylem alanını yeniden inşa ederek değil, bizzat emeklerine ve bedenlerine el koyma şeklinde açığa çıkan somut sistemik pratikleri ortadan kaldırarak gerçekleştirebilirler. Bir başka ifadeyle, sadece söylemi değiştirmekle ve kategorileri yerinden etmekle sınırlı bir politik hamle örneğin, iş piyasasındaki ücret farkını gidermeye veya aile içindeki kadına yönelik erkek şiddetini engellemeye yetmez.[3]

Bu teorik tartışmalarla birlikte, feminist özne tartışması, 8 Mart Gece Yürüyüşlerinin ve feminist buluşmaların kimlere açık olacağı ve yine son dönem TERF tartışmalarında olduğu gibi kadın kategorisinin kimleri içereceği gibi sorular üzerinden, aktivizm alanının kurucu bir tartışması olarak farklı dönemlerde açığa çıkıyor. Bu tartışmalarda, çoğunlukla trans aktivistler kadın kategorisinin dişil gösterenler üzerinden anlaşılmasına itiraz ederek bu kategorinin sınırlarının beyanı esas alacak şekilde genişletilmesinin mücadelesini veriyorlar. Benzer şekilde, Zehra Keleş Mayıs 2019 tarihinde yine Feminist Mekan’da Cuma Buluşmaların kapsamında yaptığı “Kategorilerden Taşmak, Duvarlarda Gedik Açmak: Bugünün Türkiye’sinde Müslüman Feministler[4] başlıklı konuşmasında Savran ve Sirman’ın yukarıda bahsi geçen feminist özne tartışmalarının Müslüman feministlerin kendilerini feminist özne kategorisi içerisinde konumlandırmaları noktasında önemli bir tartışma olduğunu hatırlatıyor. Yüksel, bu tartışmaya referansla, “Müslüman” kategorisinin kendileri için hem bir deneyim farkına hem de söylemsel bir farka işaret ettiğini belirterek feminist özne konumlarını bir kez daha hatırlatıyor.

 

Referanslar

Beauvoir, S. (2011). Childhood. Second sex (pp. 330) (C. Borde, S. Malovany-Chevallier, Trans.). Verso Books. https://uberty.org/wp-content/uploads/2015/09/1949_simone-de-beauvoir-the-second-sex.pdf

Braidotti, R. (2017). Göçebe Özneler (Ö. Karakaş, Çev.). İstanbul: Kolektif Kitap.

Butler, J. (2008). Cinsiyet Belası (B. Ertür, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.

Özdemir, E. (Ed.). (2011). Amargi İstanbul Feminizm Tartışmaları. İstanbul: Amargi Yayınevi. https://tr.boell.org/sites/default/files/amargi_feminizm_tartismalari_2011.pdf

Gatens, M. (2018). İmgesel Bedenler: Etik, Güç ve Bedensellik (D. Eren, Çev.). İstanbul: Otonom Yayınları.

 

[1] https://tr.boell.org/sites/default/files/amargi_feminizm_tartismalari_2011.pdf (Erişim tarihi: 05.08.20)

[2] Kaynak: Çatlak Zemin; https://www.catlakzemin.com/feminist-ozne-mumkun-mu/ (Erişim tarihi: 05.08.20)

[3] Kaynak: Çatlak Zemin; https://www.catlakzemin.com/feminist-ozne-mumkun-mu/ (Erişim tarihi: 05.08.20)

[4] https://open.spotify.com/episode/0FYNc5PA4vNQGA0xl2CKSm?si=B1LvE5ymS6eQe5WETBl_hA (Erişim tarihi: 05.08.20)

 

 

Yayınlanma Tarihi: 26.03.2021