Bugün pek çok şehirde kadınlar 8 Martlarda gece yürüyüşleri düzenleseler de, ilk 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü 2003 yılında[1] feministlerin çağrısıyla Taksim’de gerçekleştirildi. Bu tarihten beri, feministler her 8 Martta bu yürüyüşü gerçekleştiriyor. Bu yürüyüşle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde feminist talepleri dile getirmek, kadınların geceleri ve sokakları terk etmediğini göstermek hedefleniyor. Yürüyüş aynı zamanda Türkiye’de düzenlenen en yüksek katılımlı feminist eylem olma özelliğini taşıyor.

İstanbul’da uzun yıllar boyunca tek 8 Mart eylemi, 8 Mart mitingleri olmuştu. Ne var ki 2005 yılında çoğunluğu sendika, parti ve siyasi gruplara mensup kadınlarca örgütlenen bu ortak miting üzerine yapılan tartışmalarda uzlaşma sağlanamadı. Böylece İstanbul’da üç ayrı miting gerçekleştirilmesine karar verildi. Yıllar boyunca mitinglerde feminist sözün duyulması için mücadele veren feministler, miting örgütlenmelerinde feminizmin görünmez hale geldiğini/getirildiğini düşünerek ayrı bir eylem örgütlemeye karar verdiler. Hedefinde patriyarkanın olduğu ve tamamen feminist taleplerin dile getirileceği bir eylem olarak 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü için çağrı yaptılar. Galatasaray’dan Taksim’e kadar yapılan yürüyüşte “Erkek Düzenine İtaat Etmiyoruz / Feministler” pankartını açıtılar. Bir sonraki sene ise pankart sözü “Feminist Başkaldırı” oldu. Feminist Gece Yürüyüşü, takip eden yıllar içerisinde her yıl daha fazla kadının katılımıyla gerçekleşti; özellikle 2010’ların başından itibaren bir ivme de kazandı. 2008 yılında Sosyalist Feminist Kolektif’in kurulması, 2010 yılında İstanbul Feminist Kolektif’in Kadın Cinayetlerine İsyandayız kampanyasını başlatması ve Amargi çevresinin yarattığı hareketlilik İstanbul’da feminist örgütlenmeyi canlandırdı. Kampanyalar ve eylemler ile feminist söz yaygınlaştı. 2012 yılında kadınların AKP hükümetinin kürtajı yasaklama girişimine karşı sokağa çıkması ve Kürtaj Haktır Karar Kadınların platformunun eylemlerinde bir araya gelmesi önemli ivmelerden biri oldu. 2013 yılı Gezi direnişinde feministlerin parkta kendi söz ve eylemleriyle yer almaları da, feminist sözün ve eylemlerin daha fazla kadına ulaşmasını sağladı. Gezi direnişi sonrasında toplumsal muhalefet imkanlarının gitgide daralması ve 2015 yılında Onur Yürüyüşünün de yasaklanmasıyla geriye kalan tek büyük eylem olması, Feminist Gece Yürüyüşüne her yıl daha çok kadının katılmasında önemli etmenlerdir.

Eyleme yönelik ilk polis müdahalesi ve şiddeti Gezi Direnişi sonrası yapılan ilk yürüyüşte, 2014 yılında gerçekleşti ve yürüyüşün varış noktası olan Taksim Meydanı’na ulaşmasına izin verilmedi. 2015 yılından itibaren yürüyüş güzergahı tersine çevrilerek, Fransız Kültür Merkezi’nden Tünel’e yüründü. 2019 yılında, Taksim’in eylem alanı olmadığı gerekçesi ile Taksim’e çıkan bazı yollar kapatıldı. Buluşma noktası olan Fransız Kültür Merkezi önüne binlerce kadın geldi, fakat polis yürüyüşe izin vermedi. Eylem polis şiddeti ile dağıldı.  2020 yılında ise Valilik yasağı geldi. Bu defa İstiklal Caddesi’nde toplanmaya dahi izin verilmedi. Sıraselviler Caddesi’nde toplanan kadınlar Karaköy’e yürüyüp basın açıklamasını Karaköy Meydanı’nda gerçekleştirdiler.

Yürüyüşe on binlerce kadın katılırken, yürüyüşün örgütlenmesi feministlere yapılan açık çağrı ile bir araya gelen bir avuç kadın tarafından gerçekleştiriliyor. Tüm feministlere açık çağrıyla oluşan hazırlık komisyonunda yer alan feministler, feminist öz örgütlenmeleri olsa bile hazırlık sürecine örgüt temsiliyetiyle katılmıyorlar. Yürüyüş, komisyondaki feministlerin kolektif iradesiyle örgütleniyor. Bu grup yürüyüş çağrısı yapmak, ana pankart ve metinlerin sözlerini oluşturmak, sosyal medyadan duyuru yapmak, stant açmak, döviz ve pankart yazmak, bayrak bastırmak, sloganları belirlemek, ses sistemini sağlamak ve kullanmak, yürüyüş esnasında verilmesi gereken kararları almak ve müdahalelerde bulunmak ve gerekirse polisle görüşmek gibi görevleri yürütüyor. Ayrıca bu grup bir sonraki senenin örgütlenme çağrısını yapmayı da üstleniyor. Komisyona yeni katılan kadınlara geçmiş deneyimler aktarılıyor Ayrıca beraber politika yapmak da yeni deneyimlerin birikmesine imkan sağlıyor.

Yürüyüşün örgütlenmesinde erkeklerden, sermayeden, devletten bağımsız bir feminist anlayış benimseniyor. Her ne kadar söz ve üslup zaman içerisinde dönüşüm geçirse de, Yürüyüşe kadınların kurtuluşunun heteroseksizmle, kapitalizmle, milliyetçilikle mücadele etmeden gerçekleşmesini mümkün görmeyen, bütüncül bir feminist yaklaşımın hakim olduğunu görüyoruz. Bu nedenle Türkiye gündemi sık sık ana pankart sözüne yansıyor. İlk sene Irak Savaşı gündem iken, sonraki yıllarda Kürt meselesi, Barış talebi, Anayasa referandumu ve OHAL gündemlerinin de ana pankarta yansıtıldığı görülüyor.

Yürüyüşü örgütleyen gruba dahil olan kadınların benimsemesi beklenen bazı ilkeler var. Bu yürüyüşün en temel özelliği “feminist” bir yürüyüş olması, feminist sözü öne çıkarması. Yürüyüşü, her kadının gelebileceği ve kendini güvende hissedeceği bir alan olarak muhafaza etmek hedefleniyor. Yürüyüşü bağımsız ve kapsayıcı kılmak için herhangi bir örgüt temsiliyetini yansıtmamak adına imzalı döviz ve ana pankart dışında pankart getirilmiyor. Yine, kortej halinde yürünmüyor. Yürüyüş, feministlerin patriyarkaya karşı örgütlenme, mücadele ve dayanışma çağrısı olduğu için, patriyarkanın faili olan cis-erkeklere kapalı olarak gerçekleştiriliyor.[2]

Yıllar içerisinde bu ilkelerin ihlal edilmesi, anti-feministlerin eyleme müdahalede bulunması ya da aynı saatte yürüyüş güzergahında başka bir eylem örgütlenmesi gibi çeşitli sorunlar yaşandı. Ayrıca her yıl çeşitli grupların getirdikleri bayraklar, imzalı dövizler, örgütlülüklerini yansıtan semboller ile bu ilkeler ihlal ediliyor. İlkelerin herkes tarafından bilinmesi için 2018 yılından bu yana yürüyüş öncesinde bir metin ile mail gruplarına bilgilendirme yapılıyor.

Eylemle ilgili bir diğer tartışma ise transların maruz kaldığı şiddet üzerinden şekilleniyor. Yürüyüş her ne kadar ilkesel olarak hem heteroseksizme hem de transfobiye karşı olsa da özellikle LGBTİ+ politikaları ile her zaman güncel köprü kurulamıyor; bu da pek çok sorunu beraberinde getiriyor Örneğin 2012 ve 2013 yıllarındaki yürüyüşlerde rastlanan transfobik davranışlar LGBTİ+ hareketten feministler ile yürüyüş örgütlenmesindeki feministler arasında uzun tartışmalara sebep oldu. Bu tartışmalar boyunca karşılıklı olarak birbirini anlamaya gayret eden bir süreç yürütüldü. Yine, uzun yıllar yürüyüş çağrıları trans görünürlüğünü içermek için “kadınlara ve translara” hitaben yapıldı. Ancak 2018 yılında kadınlar ve translar olmak üzere iki kategori tanımlamanın transfobik olduğu argümanıyla bu ifade eleştirildi. Bu nedenle çağrı “cis-erkeklere kapalı” şeklinde değiştirildi. Cinsiyet beyanı ve cinsiyet ataması üzerinden tartışmalar hala sürüyor. Bu tartışma süreçleri ilişkileri geliştirdiği gibi yürüyüşün heteropatriyarkal düzene karşı duruşunu sağlamlaştırıyor.

Yürüyüşte taşınan, özellikle kadın cinselliğini olumlayan dövizler ise son yıllarda hem İslamcı muhazafakar hem bazı solcu erkeklerin hedefi oldu. 2019 yılında ise polis tarafından yürütülmeyerek alanda sıkışan kadınların polisi yuhaladıkları esnada, yandaki camiden okunan ezanın duyulduğu video kamuoyu ile paylaşıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu görüntüleri kullanarak Gece Yürüyüşünü hedef aldı. Kısa sürede başlayan linç üzerine Yürüyüş Komitesi açıklama yaptı[3]. Linç AKP seçmeninde dahi yeterince karşılığını bulamadığından kısa sürede sönümlendi. Tek başına bu olay bile, feminist söz ve taleplerin farklı toplumsal kesimlerden kadınlar arasında kabul gördüğünü gösteriyor.

Her yıl daha fazla kadını bir araya getiren Feminist Gece Yürüyüşü, Türkiye ve dünyada yükselen muhafazakar ve kadın düşmanı politikalara güçlü bir itiraz ortaya koyduğu gibi eyleme gelen kadınları coşku, isyan ve umut ile dolduruyor. Feminist dayanışmanın gücünü bir kez daha hatırlatıyor.

 

 

[1]2003 yılındaki yürüyüş feministler tarafından savaşa karşı yapılmıştır. 2004 yılında “Mezar Değil Sığınak” diyerek yürümüş, 2005’te ise yürüyüşe Feminist Gece Yürüyüşü adını vermişlerdir.

[2] Fakat her yıl kadınlara destek olduklarını söyleyen birtakım erkekler eyleme katılmak istiyor. Bu erkeklerden eylem alanından çıkmaları istendiğinde ise çoğu kez sorun çıkartıyor, hatta işi şiddet uygulamaya vardırabiliyorlar.

[3]https://twitter.com/8MartYuruyus/status/1104790915653292037?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1104790915653292037&ref_url=http%3A%2F%2Fwww.diken.com.tr%2Ffeminist-yuruyusten-erdogana-ezan-yaniti-isyanimiz-polis-barikatina%2F

 

 

Yayınlanma Tarihi: 05.01.2021

 

Leave a Reply