Hilal Karul

Seks işçiliği, ilkel toplumlardaki kutsal fahişelikten seksin ticari bir alan haline geldiği Antik Yunan’a; fahişelerin toplumdan dışlandığı Orta Çağ’dan günümüz kapitalizmindeki seks ekonomisine uzanan oldukça uzun ve değişken bir geçmişe sahiptir.

Seks işçiliği terimi, ilk defa 1978’de sanatçı, seks işçisi hakları savunucusu ve kendisi de seks işçisi olan Carol Leigh tarafından ABD’de yapılan bir konferansta kullanılmıştır.[1] Daha sonra ABD’de Carol Leigh ve Margo St. James tarafından seks işçilerinin haklarını korumak için kurulmuş olan “Eski Moda Olmaktan Vazgeçin” Örgütü seks işçiliği terimini kullanmış ve fahişeliği cinsel hizmet sunumu, fahişeyi de emek gücünü satan kişi olarak tanımlamıştır. Bu tanımlama ile beraber, bir dönem sokakta çalışan seks işçilerine kondomlar dağıtılmış, cinsel ve genel sağlık ve güvenlik ile ilgili bilgiler vermek için çalışmalar yapılmıştır. Carol Leigh aynı zamanda Körfez Bölgesi Seks İşçileri Savunuculuk Ağı’nın kurucu ortağı olmuş, böylece Fahişeler Eğitim Ağı Web Sitesi[2] üzerinden de bu alanda yapılan çalışmaların takip edilmesini sağlamıştı. Seks işçiliği günümüzde yaygın olarak karar verme yetisi olan yetişkinler arasında para veya mal karşılığında ve herhangi bir zor kullanma olmadan gerçekleştirilen cinsel hizmet alışverişi olarak tanımlanıyor. Bu anlamda sokak fahişeliği, eskort hizmetleri, telefon arkadaşlığı hizmetleri, pornografi yıldızlığı, erotik dans ve erotik masaj hizmetleri seks işçiliği kapsamında değerlendiriliyor (Yılmaz, 2014; CETAD, 2013).

Seks ekonomisi alanında çalışan kişiler için seks işçiliği teriminin kullanılmaya başlanması, para karşılığı verilen cinsel hizmeti emek çerçevesinden yeniden tartışmaya açmıştır. Seks işçiliği terimi cinsellik alanında çeşitli biçimlerde ücret karşılığı çalışan kişileri işçi olarak kabul eder ve seks işçiliği hizmet sektörünün bir dalı olarak ele alınır. Ancak seks işçiliği, hizmet sektöründe yer alan diğer işçilik biçimlerinden farklıdır. Hizmet sektöründe çalışan diğer işçiler sermayeye beden veya zihin güçlerini kiralarken, seks işçileri bazen bir patron/pezevenk aracılığı ile bazense bir aracı olmaksızın bedeni üzerindeki tasarruf hakkını doğrudan müşterisine kiralar. Seks işçilerinin çoğu kez tanımlı bir çalışma mekanı ve düzeni yoktur ve yaşam standartları, çalışma koşulları bakımından da özgüllükler taşır (Özlen, 2014). Seks işçiliği teriminin, fuhuşu meşrulaştırdığı ve birçok seks işçisinin bu mesleğe zorla itildikleri gerçeğini gizlediğine yönelik kimi tartışmalar mevcuttur. Yılmaz (2014), bu iddiayı reddeder ve seks işçiliği ifadesinin çalışanların güvenli çalışma, örgütlenme ve emeklilik hakları gündeme getirdiğini belirtir. Aynı zamanda seks işçiliği adlandırması seks ekonomisi çalışanları ile ilgili gerekli hukuksal düzenlemelerin yapılması ve çalışanların sosyo- ekonomik haklarının tanınması gerekliliklerini de barındırır.

Seks işçiliği ile ilgili bir başka değerlendirme biçimi, onları “seks köleleri” ya da “kader kurbanları” olarak tanımlamaktır. CETAD’ın hazırladığı Bilgilendirme Dosyası’na (2013) göre köle ya da kurban olma konumu, bir cinsel sömürü ile karşı karşıya kalındığına vurgu yapma amacıyladır. Gerçekten de emek piyasasının heteroseksist yapısı nedeniyle, özellikle transların yalnızca seks işçiliği alanında iş bulabilmeleri; yine göçmen kadınların kırılgan konumlarının onlara seks işçiliği alanında çalışmayı dayatması gibi durumlar, bazı kesimler için seks işçiliğinin zorunlu hale geldiği tartışmasını gündeme getirir.[3] Öte yandan bazı seks işçileri ve hak savunucuları seks işçilerinin iradelerine ve bedenleri üzerindeki öz kontrollerine dikkat çekerler. Hatta tıpkı “queer”in LGBTİQ+ hareket tarafından sahiplenilerek yeniden anlamlandırılması gibi (Öztürk, 2011: 5,6), genellikle kadınlara yönelik aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılan “orospu veya fahişe” ifadeleri de seks ekonomisi içinde yer alan bazı aktivist ve hak savunucuları tarafından sahiplenilmiş ve kullanılır olmuştur. Bu aynı zamanda dilin ve anlamlandırmaların ataerkil yapılandırılmasına bir tür meydan okumadır. Girişte de bahsedildiği üzere, özgür seçimlerle ve iradi olarak da olsa veya belirli dayatmalarla ve zorunlu olarak da olsa, seks ekonomisi alanında çalışan kişiler, çok eski zamandan beri cinselliğin toplumsal örgütlenişine etki eden, bu anlamda edilgenleştirilemeyecek kişilerdir.

Türkiye bağlamında seks işçiliği terimi ise yoğun olarak 1990’lı yıllarda tartışılmaya başlanmıştır. 1990 yılında feminist hareketin yoğun çabaları ile Türk Ceza Kanunu’nun 438. Maddesinin kaldırılması, bu alanda atılmış önemli bir adımdır. Yasa ‘ırza geçmek ve kaçırmak filleri fuhuşu kendine meslek edinen bir kadın hakkında irtikap olunmuş ise ait olduğu maddelerde yazılı cezaların üçte ikisine kadar indirilir’ hükmünü içermekteydi. Feminist hareketin eşit yurttaşlık talebi ile birlikte fahişeliğin bir meslek olduğunu içeren bir bildiri[4] yayınlaması ve toplumda ortaya çıkan tepkiler sonucunda bu madde, 21 Kasım 1990 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. 1996 yılında İstanbul Beyoğlu’nda bir grup seks işçisi tarafından, seks işçilerine danışmanlık hizmeti veren “Kadın Kapısı”nın kurulması,[5] Türkiye’de bu alanda atılmış önemli bir adımdır. Ayrıca, 2006 yılında Ankara’da kurulan ve Türkiye’de ilk defa 3 Mart Seks İşçileri Günü’nün örgütlenmesini başlatan Pembe Hayat Derneği trans seks işçilerinin örgütlenme mücadelesinde önemli bir yere sahiptir.[6] Yine Ankara’da kurulan Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çalışan seks işçilerine ulaşarak hem seks işçilerini güçlendirmek hem de onların maruz kaldıkları hak ihlalleri, toplumsal dışlanma, damgalanma ve benzeri olumsuz durumlar ile ilgili kamuoyunu bilgilendirmek gibi amaçlarla ortaya çıkmıştır.[7] Bu dernekler halen faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bu konuda yapılan araştırmaların yok denecek kadar az olması nedeniyle son dönemde Türkiye’de seks işçilerinin toplam sayısına yönelik net bir bilgi yok. Ankara Ticaret Odası’nın 2004 tarihli bir raporuna göre, Türkiye’de toplam seks işçisi sayısı 100 bin. Prof. Dr Ayşegül Akbay’a göre[8] “faaliyet gösteren 56 genelevdeki 3 bin kayıtlı kadının dışında, toplam tescilli seks işçilerinin sayısı 15 bin, vesika bekleyen hayat kadını sayısı 30 bin ve hayat kadınlarının yaş ortalaması 15-40 arasında tahmin ediliyor. Ama rakamlar 17 yıl öncesine ait. 2004’ten sonrası için yapılmış ciddi çalışma yok. Dünya genelinde, 42 milyonun üzerinde seks işçisi olduğu söyleniyor. Basit bir hesapla, Türkiye’nin dünya nüfusuna oranına bakarak, Türkiye’de güncel seks çalışanı sayısının 150 bini aşmış olabilir”.  Bir başka deyişle kayıtlı bir seks işçisi başına 9 kayıtsız kişi, seks sektöründe çalışıyor gibi görünüyor.

 

Kaynakça

CETAD (2013). “Seks Ticareti”, Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Alanında Ulusal ve Yerel Medya Yoluyla Savunuculuk Projesi, Bilgilendirme Dosyası 8,  http://kasaum.ankara.edu.tr/files/2013/02/seks-ticareti-.pdf

Örs, B. (2009). İdeoloji: Karmaşık Dünyayı Anlaşılır Kılmak. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Özlen, T. (2014). Seks İşçiliği Tartışmalarına Katkı. Kaos-GL. https://www.kaosgl.org/gokkusagi-forumu-kose-yazisi/seks-isciligi-tartismalarina-katki

Öztürk, Ş. (2011). Cinsel Yönelimler ve Queer Kuram. Cogito, 65-66, 5-6.

Yılmaz, O. (2014). Seks İşçiliği Terimi ve Öneriler. Kaos-GL. https://www.kaosgl.org/gokkusagi-forumu-kose-yazisi/seks-isciligi-terimi-ve-oneriler

Wells, J. (1997). Kadın Gözüyle Batı Avrupa’da Fahişeliğin Tarihi (Çev. N.Arman). İstanbul: Pencere Yayınları.

 

 

[1]Bkz. https://www.nswp.org/timeline/event/carol-leigh-coins-the-term-sex-work  ve http://www.bayswan.org/sexwork-oed.html

[2] http://www.bayswan.org/

[3]Örneğin Türkiye’deki Suriyeli seks işçileri hakkındaki bir rapor için bkz. http://panel.stgm.org.tr/vera/app/var/files/r/a/rapor-turkce-pdf.pdf

[4] Bildiride şu sözlere yer verilmişti: “Haklı tecavüz olmaz! Fahişelik bir meslektir, nitekim devlet fahişelerden vergi alıyor. ‘Erkek yargıçlar’, fahişeye tecavüz cezasında indirimi onaylarken, kendi maaşlarının fahişelerden gelen bölümünü niçin indirmediler?”

[5] Bkz:http://www.ikgv.org/ureme_sagligi.html

[6] http://www.pembehayat.org/haberler/detay/2074/3-mart-seks-iscileri-gunu-seks-iscilerinin-haklari-insan-haklari-mucadelesidir

[7] Remzi Altunpolat verdiği demeçte Türkiye’de Kırmızı Şemsiye’yi önceleyen kimi deneyimler yaşandığından söz eder: “Na-trans kadınlar DİSK Genel İş’e üye olmak istemiş ama reddedilmişler, Kadıköy Genelevi’nde çalışan kadınlar da bir süre Yeni Emek-İş’de örgütlenmişler ama bu girişimler hep kesintiye uğramıştı. Kırmızı Şemsiye’nin bu tecrübelerden farkı ve özgünlüğü önemli bir bölümü aynı zaman da LGBTİ+ hareketi aktivisti olan trans kadın seks işçilerinin ağırlıkta olmasıydı’’. Bkz. http://www.pembehayat.org/haberler/detay/2074/3-mart-seks-iscileri-gunu-seks-iscilerinin-haklari-insan-haklari-mucadelesidir

[8] Türkiye’de Seks İşçisi Sayısı 150 bini Aştı. (2016, 16 Haziran). Milliyet.