Göçmen kadınlar tanımlaması, sözlük anlamının ötesinde, kadınların göç sürecinde cinsiyete dayalı deneyimlerinin özgünlüğüne ve uluslararası göçteki konumuna referans vermektedir. Dünyadaki göçmen ve mülteci nüfusunun 272 milyona ulaştığı ve uzun yıllardır olduğu gibi bugün de, bu nüfusun yaklaşık yarısının (%47,9) kadınlardan oluştuğu tahmin edilmektedir (IOM, 2020). Göç akımlarının neredeyse yarısını oluşturmasına rağmen kadın göçmenler, uzun yıllar göç istatistiklerinde ve göç literatüründe ya görünmez kalmış ya da erkekleri takip eden, pasif kadınlar olarak temsil edilmişlerdir.

Ancak 1980’lerden itibaren kadınlar uluslararası göç çalışmalarında görünür olmaya başlamıştır (Morokvasic, 1983). Göçmen kadınların bir kategori olarak basitçe “eklendiği” çalışmalar, zamanla yerini toplumsal cinsiyetin feminist bir perspektiften sorgulandığı çalışmalara bırakmıştır (Shrover & Moloney, 2013: 12-13). Göç literatüründeki ilk çalışmalar göçün “modern dünyaya” (Batı) göç eden kadınları özgürleştirici etkisine, özellikle kentleşme ve ücretli işe giriş gibi değişimler üzerinden odaklanmıştır (Morokvasic, 1983; 21).

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde uluslararası göçteki eğilimler küreselleşme, hızlanma, çeşitlenme, politikleşme ve “kadınlaşma” olarak tanımlanmıştır (Castles, 1998: 8-9). Göçte kadınlaşma eğiliminin kabulü, göçmen kadınların sayılarının artmasından ziyade -ki ciddi bir artış yoktur- kadınların göç deneyimlerinin yüksek düzeyde toplumsal cinsiyetle ilişkili olduğunu gösteren, toplumsal cinsiyeti analitik bir kategori olarak ele alan feminist araştırmaların sonucudur (Shrover ve Moloney, 2013). Feminist çalışmalar, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin, baskıların, rollerin ve sorumlulukların kadınların göç kararlarını etkilediğini ve kadınların göçü erkeklerden farklı olarak deneyimlediklerini göstermektedir (Kofman vd., 2000; Ehrenreich ve Hochschild, 2002: 10; Lutz, 2010). Boşanmanın imkansızlığı ya da boşanma sonrası yaşadıkları toplumsal zorluklar, ev içi şiddet ya da erkek şiddeti, bakım sorumluluğu, istihdama ve sosyo-ekonomik kaynaklara kısıtlı erişim gibi zorlayıcı faktörler, kadınların göç kararı almalarında oldukça etkilidir.

Kadınların göçüne ilişkin makro analiz, kapitalist küreselleşme ve yeniden üretim emeğinin uluslararası işbölümü ile kadın göçünü ilişkilendirmektedir. Feminist araştırmalar, özellikle Batı Avrupa gibi sanayileşmiş toplumlarda, kadınların artan oranda ücretli işe katılımının, aynı oranda evdeki geleneksel işbölümünü dönüştürmediğini göstermiştir. Aksine, nüfusun yaşlanması, refah devleti uygulamalarının gerilemesi, bakım hizmetinin piyasalaşması ve genel olarak neoliberal ekonomi politikaların, gelişmekte olan ülkelerdeki kadınları ucuz işgücü olmak üzere göçe teşvik ettiğine dikkat çekmektedir. (Kofman vd., 2000; Lutz, 2010; Ehrenreich ve Hochschild, 2002). Kadınlar, neoliberal politikalarla oluşan küresel kayıtışı ekonomide ev içi işçiler, bakıcılar, düşük ücretli işçiler ve fahişeler olarak çalışmak üzere göç etmektedir. (Sassen, 2001: 100). Ayrıca, kazandıkları geliri ülkelerine gönderme konusunda erkeklere göre çok daha güvenilir ve disiplinli oldukları bilinen (Ehrenreich ve Hochschild, 2002) göçmen kadınlar, bu sayede hem vatandaşı oldukları ülkeye hatırı sayılır bir döviz girişi sağlamakta hem de yaptıkları yeniden üretim işleriyle bir anlamda finansal açıdan kendi “ailelerinin” yeniden üretimini sağlamaktadır.

Sanayileşmiş Batılı devletlerin 1980’lerden itibaren vasıflı işgücü dışındaki işçi göçünü kısıtlama çabaları ve neoliberal ekonomi politikalarının gelişmekte olan ülkelere etkisi, göç etme sermayesi olmayan ve formel çalışma haklarına erişemeyen kadınları göç etmek için aracılara bel bağlamaya, kayıtdışı çalışmaya ve kendilerine dayatılan cinsiyetçi işbölümünü kabul etmeye mecbur bırakır. Bugün milyonlarca göçmen kadının çalıştığı cinsiyetçi işbölümüne dayalı işlerin ortak özellikleri kayıtdışılık, güvencesizlik, düşük ücret, düşük statü ve izole çalışma koşulları ile tanımlanmaktadır (Kofman vd., 2000).

Türkiye’de de göçmen kadınların göç etme biçimleri ve çalıştıkları işlerin özellikleri, uluslararası göçteki eğilimlere benzerlik göstermektedir. Eski Sovyet Bloku’nun dağılmasıyla birlikte 1990’lardan itibaren görünür olmaya başlayan kadın göçü, Türkiye’nin coğrafi konumu, nispeten gevşek vize rejimi, kayıtdışı ekonominin yaygınlığı, üretim ve hizmet alanında, özellikle de bakım işi alanında ucuz göçmen kadın emeğine olan talep ile şekillenmektedir. Göçmen kadınlar, ev içi işler ve bakım işlerinde, tekstil ve imalat atölyelerinde, otel ve eğlence sektöründe çalışanlar, mağazalarda satış elemanları ya da fahişeler olarak görünürdür (Erder ve Kaşka, 2003; Yükseker, 2003; Gülçür ve İlkkaracan, 2002; Toksöz ve Ünlütürk-Ulutaş, 2012; Dedeoğlu ve Gökmen, 2011; Williams vd., 2020). Türkiye’de de göçmen kadınlara kayıtdışı, güvencesiz ve cinsiyete dayalı işlerde çalışma dayatılmaktadır. İkamet ve çalışma gibi belgelere erişemediği için “kağıtsız/belgesiz” olarak tanımlanan çoğu göçmen kadın ”itaatkar”, çalışkan ve kontrol edilebilir işçiler olarak işveren tarafından makbul bulunmaktadır (Coşkun, 2016). Tüm bu özelliklerine ilaveten göçmen kadın emeğinin hızlıca kullanılıp atılabilir (disposable) olma özelliği nedeniyle, göçmen kadınlar ekonomik krizlerde ilk işten çıkarılan gruplardandır. Ekonomik krizlerde ve 2020 Mart ayından itibaren etkisini gösteren pandemi döneminde en fazla işsiz kalan kesimlerden birinin göçmen kadınlar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ayrıca kağıtsızlık konumu, sadece göçmen kadınların emeklerinin daha fazla sömürüsünü ve istendiği zaman işten çıkarılmalarını değil, sınır dışı edilme tehdidi ile taciz ve tecavüz riskini de beraberinde getirmektedir.

Her ne kadar toplumsal cinsiyete dayalı, sosyal ve ekonomik eşitsizlikler karşısında dezavantajlı olsalar da, feminist çalışmalar, bugün kadınların göçün aktif katılımcıları olduğuna ve göçü etkileyici kapasitelerine vurgu yapmaktadır (Dedeoğlu ve Gökmen, 2020: 25). Kadınlar toplumsal cinsiyete dayalı baskı, şiddet ya da rollerden kaçmak için, kimi zaman da bu rollerin gereği olarak ailelerinin geleceği için aktif biçimde göç kararı almakta, sınırları geçmekte, göç ettikleri toplumda ve memleketlerinde daha iyi bir hayat sürmek için aktif stratejiler geliştirmektedir.

 

Kaynakça

Castles, S. ve Miller, M. (1998). The Age of Migration: International Population Movements in the Modern World. London: Macmillan Press.

Coşkun, E. (2016). Türkiye’nin Göç Rejiminde Toplumsal Cinsiyet Faktörü: Ugandalı Göçmen Kadınlar Örneği. Fe Dergi, 8 (1), 91-104. (Online http://cins.ankara.edu.tr/15_6.pdf.)

Dedeoğlu, S. ve Gökmen, Ç. E. (2011). Göç ve Sosyal Dışlanma: Türkiye’de Yabancı Göçmen Kadınlar. İstanbul: Efil Yayınevi.

Dedeoğlu, S. ve Gökmen, Ç. E. (2011). Göç Teorileri, Göçmen Emeği ve Entegrasyon:  Kadınların Yeri. D. Danış ve K. Biehl (Der.), Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Göç Araştırmalarında Kadının Yeri içinde (s. 18-37). İstanbul: Göç Araştırmaları Derneği.

Ehrenreich, B. ve Hochschild, A. R. (2002). Global Woman: Nannies, Maids and Sex Workers in the New Economy. London: Granta Books.

Gülçür, L. ve İlkkaracan, P. (2002). The “Natasha” Experience: Migrant Sex Workers from the Former Soviet Union and Eastern Europe in Turkey. Women’s Studies International Forum, 25 (4), 411–421.

IOM (International Organisation for Migration). (2020). World Migration Report 2020. 18 Nisan 2020 tarihinde https://publications.iom.int/books/world-migration-report-2020 adresinden erişildi.

Kofman, E., Phizacklea, A., Raghuram, P. ve Sales, R. (2000). Gender and International Migration in Europe. London: Routledge.

Lutz, H. (2010). Gender in the Migratory Process. Journal of Ethnic and Migration Studies,

36 (10), 1647–1663.

Morokvasic, M. (1983). Women in Migration: Beyond the Reductionist Outlook. A. Phizacklea (Ed.), One Way Ticket içinde (s. 13-33). London: Routledge.

Sassen, S. (2001). The Excesses of Globalisation and the Feminisation of Survival. Parallax,

7 (1), 100–110.

Shrover, M. ve Moloney, D. (2013). Gender, Migration and Categorisation: Making Distinctions Between Migrants in Western Countries 1945–2010. Amsterdam: Amsterdam University Press.

Toksöz, G. ve Ünlütürk-Ulutaş, Ç. (2012). Is Migration Feminized? A Gender- and Ethnicity-Based Review of the Literature on Irregular Migration to Turkey. S. Paçacı-Elitok ve T. Straubhaar (Der.), Turkey, Migration and the EU: Potentials, Challenges and Opportunities içinde (s. 85-113). Hamburg: Hamburg University Press.

Williams, L, Coşkun, E. ve Kaşka, S. (2020). Introduction. L. Williams, E. Coşkun ve S. Kaşka (Der.), Women, Migration and Asylum: Developing Gender Sensitivity in Migration Research, Policy and Practice içinde (s. 1-19). Cham:  Palgrave Macmillan.

Yükseker, D. (2003). Laleli-Moskova Mekiği: Kayıtdışı Ticaret ve Cinsiyet İlişkileri. İstanbul: İletişim Yayınları.

Leave a Reply