Özlem Şendeniz

Günümüzde kadın hakları, “kadın hakları, insan haklarıdır” sözü ile yaygınlaşan ve kadınların ve kız çocuklarının en temel insan haklarına işaret eden bir adlandırmadır. Kadın ve kız çocukları cinsiyet temelli engellemeler nedeniyle en temel haklarına ulaşamadıkları için kadın hakları gibi spesifik bir tanımlamaya ihtiyaç duyulmuştur. Berktay’ın işaret ettiği üzere: “İnsan hakları söyleminin temel aldığı insan soyutlamasının ardında, aslında, iktidar ilişkileri içinde egemen olanı temsil eden somut bir insan vardır. Bu ‘insan’, herhangi bir insan varlığı değil, beyaz, burjuva ve aynı zamanda da erkek olan bir insandır” (2004: 2). İnsanın erkek, beyaz ve burjuva olarak konumlanmasına ilk sesli başkaldırılardan biri, 18. yüzyıl Fransasından gelmiştir. Fransız İhtilali’nde okunan “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde” erkeklerden “hak sahibi” olarak söz edilmesinin ardından, 1791’de, kısaca “Kadın Hakları Bildirgesi” olarak bilinen “Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi” Olympe de Gouges tarafından okunmuştur. 17 maddelik bildirinin birinci maddesi “Kadın özgür doğar ve yaşamını erkeklerle eşit haklara sahip olarak yaşar” ifadesidir. Bu sözlerle kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiği vurgulanmış ve kadınlar için özgür bir hayat talep edilmiştir.

Tarihsel gelişimi içinde kadın hakları, mülkiyet hakkı, eğitim hakkı mücadeleleri için bir çatı işlevi görmekle birlikte, asıl olarak oy hakkına -seçme ve seçilme hakkına- işaret etmektedir. Dolayısıyla kadın hakları sıklıkla ikinci kuşak haklar ile birlikte sıralanmasına rağmen, tarihsel olarak siyasal hakların, dolayısı ile birinci kuşak hakların kapsamına da girmektedir.[1]

Kadınların eğitim hakkı mücadelesi ise seçme hakkı mücadelesi ile paralel yürütülmüş ve kazanılmıştır. Eğitim hakkı siyaset ve ekonomi alanında kadınların güçlenebilmesi için hem bir araç hem de özü itibariyle bir amaçtır. Wollstonecraft “kadınların uğruna savaşmaları gereken erdem ve hakları” anlatırken, bunu “amacım onların hatalarına hafifletici nedenler bulmak değil, bu hataların eğitimin ve toplum içindeki konumlarının doğal sonucu olduğunu kanıtlamaktır” sözleriyle vurgular (2012: 283). Yani eğitim hakkı ile kadınlar konumlarını değiştirme potansiyeline erişebilirler.

Türkiye örneğinde, kadın hakları Cumhuriyet dönemine bir kazanımla başlamış görünmektedir. Modernleşme projesi olan 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile birlikte, kız ve erkek çocuklarına eşit haklarla eğitim olanağı tanınmıştır. Genç Cumhuriyette, kadınlar 1933 yılında seçme, 5 Aralık 1934 tarihinde seçilme hakkını edinmişlerdir. Ayrıca 1935 yılından itibaren 5 Aralık günü, Dünya Kadın Hakları Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Yine aynı yıl, kadınlar milletvekili olarak ilk kez TBMM’ye girmiştir.

Kemalist modernleşme projesinin içinde gerçekleşen bu düzenlemeler, kadın hakları bakımından birer kazanım olmakla birlikte, Türkiye’de feminist mücadelenin sacayaklarından birinin uzun bir süre eksik kalmasının nedeni olarak sunulmuştur. Bu eksikliği gidermek sonraki yıllarda kadın hakları alanında mücadele eden aktivist ve teorisyenlerin çabalarıyla mümkün olmuştur. 90’lı yıllarda kadın haklarının ilk kez cumhuriyet ile birlikte kazanıldığı kabulünü tartışmaya açan araştırmalar yayınlanmıştır. Bunlardan ikisi Aynur Demirdirek’in “Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikayesi” (1993) ve Serpil Çakır’ın “Osmanlı Kadın Hareketi” (1994) başlıklı çalışmalarıdır. Kadın hakları alanında feminist mücadelenin belleğini canlandıran bu çalışmalar, bir yandan da Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla Osmanlı dönemi arasında kadın hakları ve feminist mücadele bakımından bir kopukluk olmadığını, bütün değişimlerin “yukarıdan” gelmediğini, kadınların da hak mücadelesi yürüttüğünü ve bunun siyaset alanına yansıdığını göstermiştir.[2]

Bütün bunlara rağmen kadın haklarının geniş kesimler tarafından kabul edilmemesinin önüne geçilememiştir. Feminist hareket, ekonomik ve kültürel haklar alanındaki mücadelede, sıklıkla diğer eşitlikçi hareketlerle iş birliğine yönelmiş ve bu sayede feminizmin tabanı genişlemiştir.[3]

1979’da Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) deklare edilmiştir ve Türkiye 1985 yılında bu sözleşmeye taraf olmuştur. Uluslararası düzlemde yaşanan bu gibi gelişmeler, Türkiye’de feminist hareketin 90’lı yılların başından itibaren ivme kazanmasına yol açmıştır.

Bu hareketliliğin büyük kazanımlarından biri de, kadınların çalışma hakları ile ilgili olmuştur. Evli kadınların çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun’un 159. Maddesi, Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Pozitif hukuk düzeninde gerçekleşen her bir küçük dönüşüm, kadın hakları bakımından siyaset, ekonomi, eğitim ve aile düzlemlerinde dönüştürücü olmuş ve aslında buradaki dönüşümler pozitif hukuku da dönüşmeye zorlamıştır. Teorik alanda toplumsal cinsiyet çalışmalarına alan açılmış, kadın kotası, cam tavan sendromu, pozitif ayrımcılık gibi kadın haklarının pratikte uygulanabilirliğini artıran kavramsal tartışmalar yaygınlaşmıştır.

 

Kaynakça

Berktay, F. (2004). Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye. Sivil Toplum ve Demokrasi Konferans Yazıları (No:7). 13 Nisan 2020 tarihinde https://stk.bilgi.edu.tr/media/uploads/2015/02/01/berktay_std_7.pdf, adresinden erişildi.

De Gouges, O. (2020). Kadının ve Kadın Yurttaşın Haklar Bildirgesi-7 Eylül 1791 (Çev. E.  Göztepe). 7 Nisan 2020 tarihinde https://www.researchgate.net/profile/Ece_Goeztepe/publication/285009187_KADININ_VE_KADIN_YURTTASIN_HAKLAR_BILDIRGESI/links/58e8fe7c0f7e9b978f811b6b/KADININ-VE-KADIN-YURTTASIN-HAKLAR-BILDIRGESI.pdf, adresinden erişildi.

Kaboğlu, İbrahim Ö. (1996). Dayanışma Hakları. Ankara: İHDE Merkezi, TODAİE.

Wollstonecraft, M. (2012). Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (Çev. D. Hakyemez) (2. Basım). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

 

[1] Kaboğlu’nun (1996: 10–11) tanımlamasıyla birinci kuşak haklar (siyasal ve kişisel haklar), örneğin özgürlük, birey haklarını, ikinci kuşak haklar (ekonomik, sosyal ve kültürel haklar), örneğin eşitlik, kadın ve çocuk haklarını, çalışma hakkını ve üçüncü kuşak haklar (dayanışma hakları), örneğin çevre hakkı, barış hakkı, kültürel mirasa katılma hakkını kapsamaktadır.

[2]Bu devamlılığı gösteren bir başka çalışma için bkz. Zihnioğlu Y. (2003). Kadınsız İnkılap Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği. İstanbul: Metis Yayınları.

[3] Örneğin “eşit işe eşit ücret” sloganı ile anılan istihdamda kadınların eşit konumlanışı mücadelesi, işçi hakları ile birlikte sürdürülen mücadele ile kesişir.  Bu kesişme, 1967’de yürürlüğe giren kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan 1951 tarihli ve 100 No’lu ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) Eşit Ücret Sözleşmesi’nde kendisini göstermiştir (ILO, 2015). Bkz. https://www.ilo.org/ankara/conventions-ratified-by-turkey/WCMS_377269/lang–tr/index.htm (Erişim Tarihi 5 Nisan 2020).