Cemre Topal

 

Boşanma, resmi nikah yolu ile evlenen kadın ve erkeğin birlikteliğinin, yasal normlar çerçevesinde sonlandırılmasıdır. Türk Medeni Kanunu ikili cinsiyet esasını benimsemiş, toplumsal olarak da kabul gören heteroseksüel evlilik kurumunu tek meşru ilişki biçimi olarak kabul etmiş ve bu ilişkiye genel olarak aile adını vermiştir. Patriyarkal sistemin devamlılığında başat bir rol oynayan aile kurumu, başta Anayasa[1] olmak üzere yasal düzenlemeler nezdinde korunması gereken bir yapı olarak ele alınmıştır. Bu sebeple ailenin sonlanması anlamına gelen boşanma, ailenin korunması gerekliliğinin bir uzantısı olarak istenilmeyen ve yıllar içinde kadınlar aleyhine toplumsal ve hukuksal sonuçları olacak biçimde değiştirilen yasal bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine inşa edilen evliliğin sonlandırılmasının kadınlar açısından özgürleştirici yanlarının olup olmadığı da feminist yazarlar tarafından tartışılır. Maddeci feminist Christine Delphy, boşanmayı tek tek başarısız olmuş evliliklerin sona erişi olarak değil, başı başına bir kurum olarak değerlendirir. Hatta Delphy’ye göre boşanma, evlilik kurumunun sürekliliğini sağlayan bir kurumdur. Buna göre, boşanan kadınların mahkum edildiği maddi ve ekonomik koşullar, onların yeniden evlilik yapmalarını neredeyse zorunlu kıldığı için boşanma gelecekte yapılacak daha iyi bir evlilik idealini güçlendirir. Çünkü evliliğe bir kez adım atan kadın, emeğine el konularak ve iş gücü piyasasında güçsüzleşerek bu evlilikten çıkacaktır, dolayısıyla boşanma, kadınları yeniden evlenmeye mecbur eder.Bu nedenle boşanma evliliğin sürekliliğini sağlayan ve evliliğin gerçek niteliğini ortaya çıkaran bir kurumdur (Delphy, 1976).   Boşanma Dephy’nin belirttiği ekonomik güçsüzleşmenin yanında sosyo-kültürel faktörler nedeniyle de kadınların hayatında olumsuz sonuçlara yol açar. Boşanma kararı alan kadınların ailesinden ve toplumdan alacağı tepkiler ve duygusal yaptırımlar, başlı başına büyük bir zorluğa işaret etmektedir. Evliliği yürütemeyen kadınların başarısız olarak değerlendirilmesi, evliliğin bitmesiyle kadının cinsel yaşamının bitmesi gerektiği dayatması veya boşanan kadınların “dul kadın” olarak tariflenerek tacize ve istismara açık kılınması gibi pek çok sebeple kadınlar, boşanma sonrası psikolojik zorluklar yaşarlar. Ayrıca boşanma,kadının ne çocuk ne koca ne de kocanın ailesi ile ilgili bakım yükümlülüklerinden kurtulması anlamına gelmektedir. Hatta boşanan kadınların konumları kendi aileleri içinde de değiştiği için, ailelerindeki çocuk ve yaşlı bakımı ile ilgili yükümlülükleri artar. Ayrıca, boşanmak isteyen kadınların katledildiği bir coğrafyada, kadınların boşanmayı başarmış olsa bile boşandığı erkek tarafından şiddet görmeye devam ettiği unutulmamalıdır.

Ancak bütün bu zorluklara rağmen boşanmayı bir kazanım olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü boşanmanın kadınlar için özgürleştirici yanı göz ardı edilmeyecek önemdedir. Boşanma, toplumsal yapı ve aile kurumu içerisinde sıkışan, kendini unutan kadınların, kendini bulma ve var etme çabası olarak başvurduğu bir çözümdür. İşgücü piyasasında daha çok yer alan kadınların boşanmanın getirdiği sıkıntıları, ekonomik olarak karşılayabilmeleriyle boşanma oranları artmaktadır. Türkiye’de de boşanma oranlarının artmasından rahatsız olan, bunu toplumun ve sistemin temelinden sarsılması olarak değerlendiren siyasal iktidar toplumu etkilemek amacıyla politik yollara ve boşanmayı zorlaştırmak amacıyla yasal girişimlere başvurarak, bu artışın önüne geçmeye çalışmaktadır. Örneğin,aile mahkemelerinde dava açma ön şartı olarak getirilmesi planlanan ve henüz tartışma aşamasında olan Arabuluculuk Kurumu bu yasal girişimlerden biridir. Bu kapsamda son zamanlarda tartışılan yoksulluk nafakasının evli kalınan süre ile sınırlandırılmasına ilişkin yasa tasarısı, halihazırda çok düşük miktarlarda karara bağlanan bu nafakanın da önüne geçilmesini öngörmektedir. Böylece boşanma ile gelecek yoksullaşmayı kadınlara yönelik bir tehdit olarak kullanarak, boşanmaların önüne geçmeye çalışmaktadırlar. Kadınların hayatlarını nasıl yaşayıp yaşamayacağına ilişkin tüm düzenlemeler gibi boşanmaya ilişkin yasal düzenlemeler ve bunların doğurduğu yasal sonuçlar, doğrudan feminist mücadelenin konusudur. Hatta Türkiye’de 2 Kasım 1990 tarihinde 40 kadar feminist bizatihi boşanmayı eyleme dönüştürerek,aileyi güçlendirip kadınları güçsüzleştiren yasalara karşı ortak bir basın açıklaması ile boşanma davası açmışlardır.

Kaynakça

Delphy, C. (1976). Evlilik ve boşanmada süreklilikler ve kopukluklar. DL Barker ve S. Allen (Ed.), Cinsel Bölünmeler ve Toplum: Süreç ve Değişim içinde (s. 76–89). Londra: Tavistock.

 

[1] T.C. Anayasası, Üçüncü Bölüm, Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler I-Ailenin korunması ve çocuk hakları, Madde 41 – Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.