Namus, kadınların cinsel davranışlarındaki ahlaki kurallara bağlılık anlamını taşımaktadır. Cinsel saflık ve bakirelik anlamının (Kardam, 2007) yanı sıra namus kavramı, kadının ve ailesinin saygınlığını ve ahlaki durumunu da kapsamaktadır. Başka bir deyişle kavram, bir kadının toplumun belirlediği, uygun gördüğü, kabul ettiği ve denetleyebildiği cinsel davranışlara göre hareket etmesine ve ayrıca kadının ve ailesindeki erkeklerin sosyal statüsü, saygınlığı, şerefi ve namusunun da kadının bedeni üzerinden tanımlanmasına işaret etmektedir. Yani, kadının namusu kadın bedeni ve cinselliği ile ilgiliyken, erkeğin namusu kadınların bedenini ve cinselliğini kontrolle ilgilidir. Namus, bu nedenle, erkeklerin kadın bedeni üzerinde tahakküm kurmak ve kadın hayatlarını kontrol altına almak için kullandığı bir araçtır (Baker ve ark., 1999). Bu da toplum içinde namusu her iki cinsiyet için de bir ahlak sorunu haline getirir.

Namus kadınlarla ve kadın bedeni ile ilgili bir kavram olsa da korunması konusunda sadece kadınların çabası yeterli görülmez, bu aynı zamanda hegemonik erkeklik ile ilgili bir meseledir. Connell’ın da işaret ettiği gibi (2005) diğerleri (kadınlar ve öteki erkekler) tarafından saygın görülmek, duygusal ve fiziksel olarak sert olmak, gerektiğinde saldırganlık göstermek ve kesinlikle kadınsı aktivitelerde bulunmamak hegemonik erkekliğin unsurlarındandır. Erkeklik, ataerkil toplumlarda kaybedilme tehlikesi olan ve sürekli ispatlanması gereken bir şey gibi kurgulanır. Örneğin, oğlan çocuklarının sünnet ile erkekliğe adım atması ritüeli veya belli bir yaşa gelen erkek çocukların erkek olduklarını hissetmeleri için geneleve götürülmesi (milli olma söylemi) erkekliğin ispatlanmasına yönelik pratiklerdir. Kadınların namusunu korumak da yine erkekliği ispatlayan bir hegemonik erkeklik pratiği olarak görülebilir.

Toplumun ataerkil yapısı, erkeklerin erkekliğini koruma üzerine kurulduğu için kadınlar toplum içerisinde “erkek bakışına” maruz kalırlar. Erkek bakışı, çoğu kez toplumdaki “mahalle baskısı” olarak vuku bulur ve apartmandaki, mahalledeki, okuldaki vb. insanlar tarafından kadın üzerinde bir gözetim yaratır. Kadınlardan belirlenen normlara uygun, yani toplumun tanımladığı “KADIN” anlayışına göre davranması beklenir: Münasip bir eş ve fedakâr anne. Bu normların dışına çıkan her kadının davranışları, cinsel olsun veya olmasın, toplumun ahlak kurallarına aykırı olduğu kabul edildiği için ailenin, erkeğin ve toplumun namusuna tehdit olarak algılanır. Kısaca, erkekler, namus aracılığı ile kadıların hayatlarını tanımlar, denetler ve düzenlerler. Çoğu kez şiddet/tecavüz/taciz olaylarında “O saatte orada işi neymiş? Mini etek giymiş. Bekar kadın erkekle takılırsa olan olur. Kızını dövmeyen dizini döver. Kadının sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” gibi söylemlerle kadınlar suçlanmaktadır. Bu gözetim kadınları o kadar kısıtlamaktadır ki evlilik birliği sona erse bile erkekler, eski eşlerinin cinsel (olsun veya olmasın) davranışları sebebiyle namuslarına leke sürüldüğünü düşünebilirler. Bu nedenle evlilik sona erse de kadın üzerindeki kontrol devam eder.

Erkeğin, namus adına, kadın ve bedeni üzerinde kurduğu tahakkümlerden belki de en önemlisi kadının bekâreti ile ilgilidir. Namus, evlilik öncesinde bekâretle, evlilik sırasında/aile içinde ise kadınların eşlerine/babalarına olan itaat ve bağlılıklarıyla değerlendirilir. Bir kızın değeri, cinsellikle ve varsayılan “kızlık zarının” olup olmamasıyla değerlendirilmektedir. Kadının bekâretinin evlilik öncesinde titizlikle korunması önemlidir. Çünkü bekâret cinsel saflığın bozulmamışlığının, el değmemişliğin, başka bir deyişle ailedeki erkek kontrolünün ve kadının bedeni üzerindeki denetimlerinin fiziksel kanıtı olarak görülür. Hasılı bekaret erkeğin şerefinin korunduğunun sembolüdür. Bu nedenle “şüpheli” durumlarda, Türkiye’de yasalar hekimlerin bekâret kontrolü yapmalarına izin vermektedir.

Geleneksel toplumlarda erkek kendisinin ve ailesinin namusunu korumak zorunda olan kişi olarak kabul edilir (Tezcan, 1999). Namusa gelecek herhangi bir tehdit veya aşağılama durumunda erkekten bir tepki vermesi beklenmektedir. Kadının her türlü davranışı erkeğin namusunu da belirlediği için, toplumdaki hegemonik erkeklik gereği, erkekler gerekli gördüklerinde namusu korumak, kadınları kontrol altına almak ve denetlemek adına, kadınlara şiddet uygulayabilirler. Namus cinayetleri bu uygulamaların ülkemizde de görülen halidir. Cinayet sebebi olarak evden dışarı çıkmak, sinemaya gitmek, arkadaşla buluşmak, radyoda şarkı istemek, eve geç gelmek gibi herhangi bir davranış şekli gösterilebilir. Her yıl sadakatsiz davranma, boşanma talebinde bulunma, kendi seçtikleri kişilerle evlenmek isteme gibi gerekçelerle ailenin namusuna leke sürdüğü düşünülen binlerce kadın, babası, kocası, erkek kardeşi, erkek akrabaları veya sevgilisi tarafından bıçaklanıyor, yakılıyor, sakat bırakılıyor ve öldürülüyor.[1] Bu cinayetlerin dışında Türkiye’de pek çok kadın intiharlarının aslında namus adına işlenen cinayetlerin örtbas edilme girişimi olduğu da yaygın olarak bilinen bir gerçektir.

 

Kaynakça

Baker, N. V., Gregware, P. R. ve Cassidy, M. A. (1999). Family killing fields. Violence Against Women, 5, 164-184.

Connell, R. W. (2005). Masculinities. Berkeley: University of California Press.

Kardam, F. (2007). Türkiye’deki Namus Cinayetlerinin Dinamikleri. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu. 15 Aralık 2012, http://www.undp.org.tr/TRaboutUsDocvuments/NamusCinayetleri.pdf

Tezcan, M. (1999). Ülkemizde Aile İçi Töre ya da Namus Cinayetleri. T. C. Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü içinde (s. 21-27). Ankara: T. C. Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü.

 

[1] Kadın cinayetleri çetelesi için bkz. http://bianet.org/kadin/bianet/133354-bianet-siddet-taciz-tecavuz-cetelesi-tutuyor (Erişim Tarihi: 13.04.2020).