Sözlük anlamıyla rıza, “razı olma, isteme, istek” olarak tanımlanmaktadır[1]. Türkiye’de yürürlükte olan kanunlar ve uluslararası sözleşmelerde ise rızanın net olarak tanımlanmadığını görmekteyiz. Rıza, özellikle kadınlara ve kız çocuklarına yönelik cinsel suçlar söz konusu olduğunda tartışmalı olduğu için feministlerin gündeminde olagelmiştir. Hollywood’da yönetmen, yazar ve oyuncular başta olmak üzere sinema sektörü çalışanı kadınlara yönelik cinsel tacizle mücadele etmek için 2018 Ocak ayında başlayan Time’s Up! (zaman doldu!) kampanyası ve 2017 Ekim’inde yaygınlaşan Me too (ben de) Hareketi ise rıza kavramının daha geniş çevrelerde ve küresel düzeyde yeniden tartışılmasına neden oldu.

Rıza akli, psikolojik, fiziksel ve toplumsal faktörlerle iç içe geçen, oldukça çetrefilli bir kavram. Rıza bir eylemi gerçekleştirmeyi, iradeyi olumsuz anlamda etkileyen hiçbir koşul olmaksızın, yani gerçek, sağlıklı ve özgür bir iradeyle, yapılan eylemin sonuçlarını bilerek, isteyerek ve gönüllü olarak seçmektir. İradeyi etkileyen bir nedene dayalı olarak, örneğin şiddet, tehdit, şantaj, uyku hali, alkol ve uyuşturucu etkisi gibi hallerde gerçek ve sağlıklı bir rıza söz konusu olmaz.  Rıza, istenen eylemin kendisiyle sınırlıdır.  Bu sınır dışında ya da sınırları aşarak meydana gelen eylemler için rızadan söz edilemez. Örneğin, bir kadının tanımadığı bir erkeğin evine gitmesi veya sevgilisinin evine gitmesi cinsel ilişkiye de rızasının olduğu anlamına gelmez.

Rızanın cinsel eylem gerçekleştirilmeden önce veya en geç eylem esnasında görülebilir veya duyulabilir şekilde ifade edilmiş olması gerekir. Eylemin gerçekleşmesinden sonra gösterilen rıza hukuka uygun değildir. Özellikle cinsel eylemler ile ilgili olarak, açıkça “hayır” dememiş olmak, sessiz kalmak, direnç göstermemek, içki içmek, seksi kıyafetler giymek, seks işçisi olmak, olayın olduğu eve kendi isteğiyle gitmek, olaydan sonra görüşmek, şikayetçi olmamak veya şikayetin geç yapılması rızanın varlığına işaret etmez ya da rıza anlamına gelmez. Kişinin bir cinsel davranışa “fiziksel zorlama içermeyen” ısrar etme, ikna etme, manipülasyon gibi yöntemlerle zorlanması rıza inşasıdır.[2] Burada yine özgür ve sağlıklı irade, psikolojik baskı ve şiddet nedeniyle zarar görmektedir. Rıza inşasında somut olayın özelliklerine göre cinsel saldırı suçu oluşması mümkündür.

Ayrıca, 15 yaşından küçük çocukların cinsel eylem bilinci olmadığı kabul edilerek, onların bu kapsamda rızası olduğu söylenemez ve tartışılamaz. Oysa çocuklara yönelik istismar davalarında da, bu kural sıklıkla hiçe sayılmaktadır. Örneğin, 2002 yılında kamuoyunda “utanç davası” olarak bilinen N.Ç davasında 13 yaşında bir kız çocuğuna aralarında kaymakamlık yazı işleri müdürü, yüzbaşı, muhtar ve korucuların da bulunduğu 28 kişinin tecavüz etmesi olayında cebir, tehdit, şiddet olmadığı gerekçesiyle ceza en düşük hadden verilerek çocuğun adeta “kendi rızasıyla fuhuş yaptığına” karar verildi![3] Halen yasal düzenlemelerle rıza yaşının düşürülmeye çalışıldığını görmekteyiz.

Mackinnon rızanın hukukta ele alınışının, cinsellik anlayışının altında yatan temel bir eşitsizliğe işaret ettiğini söyler. Bu anlayışta erkek cinsel ilişkiyi teklif eden ve başlatan konumundayken, kadın cinsellikte edilgen olan ve rıza gösterendir. Bu eşitsizlik koşullarında kadınların rızasının “doğru” bir biçimde ölçülmesinin mümkün olmadığını belirten Mackinnon, kadınların rızasının tartışılmasındansa yasaların eşitsizlik koşullarını tanıması gerektiğini iddia eder (Karaca, 2017). Dolayısıyla, cinsel saldırı ve cinsel ilişkiyi ayıran rıza kavramı, cinsiyet eşitsizliği göz önünde tutularak tartışılmalıdır. Rızanın varlığı/yokluğu konusunda mahkemelerin güç eşitsizliğini dikkate alması, toplumsal cinsiyet rollerinden beslenen varsayılan/örtülü rıza anlayışını (örneğin evli bir kadının evlilik boyunca eşiyle cinsel ilişkiye girmeye rızası olduğu varsayımı) kararlara yansıtmaması gerekir. Ancak mahkemeler, sıklıkla cinsel ilişki ve tecavüz arasındaki farkı toplumda hakim olan toplumsal cinsiyet mitleri çerçevesinde, patriyarkal bir bakışla yorumlayarak, eğer vakada darp ve cebir izi, direnme, bağırma ve yardım isteme yoksa,  kişinin maruz kaldığı cinsel davranışa örtülü rıza gösterdiğinin kabulü yoluna gitmektedir. Oysa böyle kararlar, Türkiye’nin de taraf olduğu AHİM ve CEDAW kararlarında belirtilen uluslararası standartlara ve İstanbul Sözleşmesi’nin Açıklayıcı Kitapçık madde 36’da düzenlenen açık hükmüne aykırıdır.[4]

Günümüzde yaygın olarak ifadeye önem veren “Hayır modeli”, ifade ve niyeti ortaya çıkaran  “Evet modeli”, niyeti öne çıkaran “Tutum modeli” olarak sınıflandırılabilecek üç tür rıza anlayışı öne çıkar (Özkazanç, 2013).

Hayır modeli, cinsel ilişkiye girmek istenmediğinin veya başlayan bir cinsel ilişkinin herhangi bir anında devam etmek istenmediğinin söylenmesi ile birlikte başlayan rızasızlık ile çerçevelenir. Hayır modeli, cinsel özgürlüğün korunması için rızanın açıkça konuşulması gerekliliğini ortaya koyar. İfadenin kendisi rızanın varlığı veya yokluğu konusunda yeterli bir veridir. “Hayır belki, belki evet demektir” gibi mitleri çürütür. “Hayır, hayır demektir” ve hayırdan sonra devam eden cinsel ilişki tecavüzdür. Rızayı konuşmamak ve ihmal etmek sorumluluğun oluşması için yeterlidir (Gardving, 2010). Bu modelde söz yerine davranışla gösterilen rızasızlık yer almaz.

Hayır modelinden daha ileride olan Evet modeli, cinsel ilişkinin her aşamasında somut ve açık bir “evet” ifadesi ve niyeti aramaktadır (Özkazanç, 2013). İzlanda ve İsveç, 2018 yılında,  “kadınların cinsel ilişkiye açıkça, hiçbir tehdit altında kalmadan, şüpheye yer bırakmayacak şekilde evet deyip demediği üzerinden” soruşturma ve yargı sürecinin yürütüleceğine dair yasal değişiklik yaparak Evet modeline geçmiştir.[5] Evet modelinde, cinsel ilişki konusunda olumlu söz veya davranışların varlığı aranır. Bu modelde de, hayır modelinde olduğu gibi rızayı konuşmamak ve ihmal etmek sorumluluğun oluşmasına yol açar.

Tutum modelinde rızanın varlığı veya yokluğu araştırılırken herhangi bir sözlü ifade veya davranış biçimi şartı öngörülmez. Bu model ifadeye önem veren Hayır ve Evet modelinden farklı olarak sessiz kalma gibi pasif davranışları da içererek, rızanın varlığı/yokluğunu etkileyen faktörleri ele alır. Bu modelde rızayı konuşmamak, ihmali davranışa yol açmamakta ve sorumluluk doğmamaktadır (Gardving, 2010).

Bu modellerin önerdiği tartışmalar yalnızca rıza kavramının nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin önemli veriler sunmuyor, aynı zamanda günlük hayatta cinsellik pratiklerini daha eşit bir düzleme çekiyor. Örneğin Evet modeli, rızanın varlığında en ufak şüphesi olan tarafın rızanın varlığından emin olması gerektiğine işaret ediyor. Kişinin hayır dedikten sonra cinsel ilişki istediğini gösteren davranışlar sergilediği düşünülüyorsa fikrinin değişip değişmediğinin açıkça sorulması önemli hale geliyor.

Elbette ki en büyük sorun, bu kadar çetrefilli bir kavram olan rızanın varlığını ve yokluğunu ispat meselesinde. Halihazırda masumiyet karinesi, cinsel suçlarda hukuksal bir kalkan işlevi görerek rızanın varlığı şüphesine daha çok ağırlık verilmesini sağlamakta ve cinsel suçların cezasız kalmasına yol açmaktadır. Kadınların cinselliğinin pasifize edildiği toplumsal cinsiyet ve güç eşitsizliği var oldukça, kadının rızasızlığını ispat etmesini beklemek gerçek adaleti sağlamaz. Bu nedenle kadının beyanı esastır ilkesi yasal düzenlemelere taşınmalı ve kadının rızası olduğunu ispat etme yükümlülüğü erkeğe verilmelidir.

 

Kaynakça

Özkazanç, A. (2013). Cinsellik, Şiddet ve Hukuk: Feminist Yazılar. Ankara: Dipnot Yayınları.

Gårdving, S. (2010). Consent in rape law – A comparison of three models. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi. University of Lund, Lund/İsveç.

Karaca, G. K. (2017). Catharine A. MacKinnon: Kelebek Etkisinde Kadın Politikaları. Yeni E. 10.06.2020 tarihinde şu adresten erişildi: http://yenie.net/catharine-a-mackinnon-kelebek-etkisinde-kadin-politikalari/

 

[1] https://sozluk.gov.tr/

[2] https://www.sivilsayfalar.org/sozluk/riza-insasi/

[3] https://www.evrensel.net/haber/18153/nc-davasi-utancla-basladi-utancla-bitti

[4] Maddede  “mağdurun gerçekleştirilen cinsel fiile serbestçe onay vermiş olup olmadığının belirlenmesi bakımından tek tek durumlar karşısında kanıtların bağlama duyarlı biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Böyle bir değerlendirme, mağdurların cinsel şiddet ve tecavüz karşısında verebilecekleri çok çeşitli davranışsal tepkileri tanımalı ve bu tür durumlarda tipik davranışa ilişkin varsayımlar temel alınmamalıdır. Bunun kadar önemli bir husus da, tecavüzle ilgili yasal düzenlemelerin ve vakaların kovuşturulmasının, erkek ve kadın cinselliği ile ilgili toplumsal cinsiyet kalıplarının etkisi altında kalmamasının sağlanmasıdır”  denmektedir.

[5] https://www.ibanet.org/Article/NewDetail.aspx?ArticleUid=386A45E6-0A58-4A7F-8741-3CE58A50F8C4